Ateş hattı

Ortadoğu,da var olan bir devlet her daim pusulaya bakmak zorundadır. Bugün ise buna daha fazla ihtiyaç vardır. Çünkü; ABD, İsrail, İran hattında yaşanan gerilimin savaşa dönüşmesi yalnızca bir bölgesel savaş değil, aynı zamanda küresel güç mimarisinin yeniden dizayn ediliyor olmasıdır. Ayarın sesi Washington’dan çıkıyor, etkisi Tahran’da hissediliyor. Ancak bu ayarın faturasını ise, hem İran hem bölge ülkeleri hem de dünya ödüyor.  

Türkiye ise özellikle; ekonomik, enerji ve petrol arzı , dış ticaret, enflasyon, hayat pahalılığının artması gibi hususlarda ağır fatura ödemeyle karşı karşıya kalabilir.  Hele olası yeni bir göç dalgasında yaşanabilecek sonuçlar daha da ağır bedeller ortaya çıkarabilir. 

Bu tabloda Türkiye'nin yaklaşımı; "kime yakın duracağı değil, nasıl ayakta kalacağı ve en az hasarla süreci nasıl atlatılacağı" olmalıdır.

Türkiye’nin önündeki ilk sınav retoriktir. Belki de kriz ortamında sert söylemler  iç politikada destek, alkış üretebilir. Ancak dış politikada yüklü bir maliyet doğurur. Oysa, bu hatta kalıcı olan kriz değildir. Aslolan coğrafyadır. Bugün komşuyuz,  yarın da komşu olacağız, ticaret yapacağız, aynı enerji havzasına bakacağız. Bu nedenle Ankara’nın ihtiyacı olan, yüksek tonda retorik üretmek değil; yüksek hassasiyet göstermektir.

Hürmüz Boğazı’ndaki gerilim, Türkiye için  sadece diplomatik başlık değildir. Bu hattaki gerilim doğrudan enflasyon, üretim maliyeti, enerji sorunu  ve toplumsal refah meselesine dönüşür. Enerji arzını çeşitlendirmek artık ekonomik açıdan bir tercih değildir. Ulusal ve siyasal güvenlik zorunluluğudur.

Maalesef klasikleşen cümle şu: Enerji bağımlılığı olan bir ülke, dış politikada tam bağımsız davranamaz. Bu klasik cümle ama bir gerçek. 

Türkiye’nin bölgedeki en önemli avantajı üç aktörle de konuşabilme kapasitesine sahip olmasıdır. Bu durum bir zayıflık değildir, aksine ülke siyaseti için jeopolitik sermayedir. 

Bölge; güvenilir, dengeleyici ara aktör eksikliği yaşıyor. Ankara bu denklemde  doğru konumlanırsa, masada olmayan değil; masayı kuran denge ülkesi olabilir. Bu
güvenilirlik ve öngörülebilirlik ister. Stratejik, politik derinlik ve bunları okumak ister. Kurumsal strateji, kararlılık, devamlılık, tutarlılık, tecrübeye dayalı esneklik ister.

En hassas konu ise iç barışı temin etmeden dış politik strateji ve denge inşa etmenin mümkün olmamasıdır.  Aslında Türkiye için en kritik manşet budur. Ekonomik kırılganlık ve hassasiyet, dış baskıya alan açar. Kurumsal zayıflık, dış etkenlere uygun alanlar oluşturur. Toplumsal ayrışma ve kutuplaşma, stratejik dayanıklılığı zayıflatır. Bu yüzden jeopolitik kasırgalar, en çok iç yapısı zayıf olan gemileri tehdit eder.

Hukuki güven, ekonomik rasyonalite ve kurumsal istikrar ve akıl; dış politikanın görünmeyen savunma hattıdır.

Sonuçta; ABD–İsrail–İran ateş hattında en tehlikeli pozisyon, duygusal taraflaşmadır. En güçlü pozisyon ise soğukkanlı, taraf olmadan etki üretmektir.

Türkiye ateş çemberinin tam kıyısında duruyor. Yangını seyredemez. Ama içine de atlamamalı. 21. yüzyılın stratejik başarısı, krizden rol çalmak değil; krizden zarar görmemektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan Trabzon Haber ve diğer kategorilerdeki haberlerdeki yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
Mehmet Şal Arşivi

Sosyal yorgunluk ve sükut eden vicdan

24 Şubat 2026 Salı 15:51

Türkiye'nin stratejisi

16 Şubat 2026 Pazartesi 10:55

Anormalliği normalleştirme

09 Şubat 2026 Pazartesi 14:44

Geçmişle barışmak

02 Şubat 2026 Pazartesi 09:42

Güven Çökerse

19 Ocak 2026 Pazartesi 12:58

Dünden Yarına:"Ankara"

06 Ocak 2026 Salı 10:56

Büyük Oyun: Orta Asya

24 Aralık 2025 Çarşamba 12:35

İnsan Kalitesinde Çöküş

15 Aralık 2025 Pazartesi 09:54

Geçmişten geleceğe: Merkezi bakış

10 Aralık 2025 Çarşamba 11:07