ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı, yalnızca bölgeyi değil, küresel güç unsurlarını da alt üst ediyor. Bu savaşla birlikte diplomatik, ekonomik ve stratejik dengeler sarsılıyor; taşlar yerinden oynuyor.
Savaşın gidişatına bakıldığında kısa vadede savaşan tarafların hiçbirinin zafer elde edemeyeceği ortada. Uzun vadede ise hem bölgesel hem küresel düzenin yeniden inşa edileceği stratejik dalgalar ve fırtınaların olacağı aşikar.
İran bu süreçte ağır yara alsa da muhtemelen savaşın devamında asimetrik savaş kapasitesi ve vekâlet güçleriyle karşılık verip; hem iç istikrarı hem de bölgesel yayılımını test edebilir. Bu bağlamda Irak, Suriye, Lübnan, Yemen'deki olası çatışmalar, vekâlet savaşlarını tetikleyecek ve yeni güç boşlukları ortaya çıkarabilecektir. Milisler ve yerel gruplar, bu boşlukta güç kazanabilir. Yani bölgesel yıkım ve kaos ortamı oluşabilir.
İlerleyen süreçte ABD ve İsrail diplomatik yanlızlık içine girebilir. ABD'nin küresel izolasyonu yaşanabilir ve gerileme sürecine girebilir. Orta Doğu ülkeleri daha bağımsız hareket etme esnekliği elde edebilir.
Bu savaşta net biçimde kazananı olmayacak. Kaybeden; bölgesel istikrar, enerji güvenliği ve küresel ekonomi olacaktır. Uzun vadede bu krizleri fırsata çevirebilen aktörler kazananlar olacaktır.
Ortadoğu’nun kanla yazılmış tarihi, bu süreçte bir kez daha dünya sahnesine damgasını vuracak gibi görünüyor. Bu savaşta sadece silahlar değil, diplomasi, enerji politikaları ve ekonomik hamleler de kaderi belirleyecek. Küresel düzen yeni bir güç dengesi, yeni ittifaklar ve kalıcı bir belirsizlik dönemiyle karşı karşıyadır.
Unutulmamalı ki; bu savaş, yalnızca bugünü değil, yarınları da biçimlendirecek bir dönüm noktasıdır. Bu süreçte bombaların sesi kadar; stratejik fırtınaların sessiz yankısı da, tarih sayfalarına kazınacaktır.