Tehcir'in Gölgesinde Anadolu, Kafkasya-Azerbaycan ve Ermeni Meselesi

Ortadoğu’da savaşın yarattığı kaotik ortamda her taraf yangın yeri. Stratejik, ekonomik, diplomatik, enerji krizlerinin yarattığı fırtına devam ederken; arka planda devletlerin kendi birçok dış meselesi de devam ediyor. Bunlardan biri de perde arkasında güçlü lobi faaliyetleri yürüten her 24 Nisan'da dünya komuoyu önüne pişirilip geririlen Ermeni meselesi konusunda, diaspora Amerika ve Avrupa ülkelerinde Türkler aleyhine derin faaliyleri yürütmeye devam ediyor. 

Ermeni diasporası; ABD ve Avrupa'da Türkleri katiamcı, soykırımcı gösterme çabası devam ederken;. 24 Nisan 1915 Tehcir Kanunu üzerinden yıllardır bir taraftan Türkiye'yi diğer tarafta Azerbaycan'ı köşeye sıkıştırmaya çalışıyor. Konuyu arşivler ve gerçekler üzerinden değil; siyasi sloganlar ve parlamentolar üzerinden kabul ettirme yöntemini kullanıyor.

Gerçekler; en çok konuşulan yerlerde değil; saklanan yerlerde aşikar olmayı bekler. Bu nedenle 24 Nisan 1915'te çıkarılan Tehcir Kanunu'na bakarken; o yıllara, ilgili coğrafyalara ve Ermeni meselesine, uluslararası siyasetin ve onların emrindeki tarihçiler nzarıyla değil; arşivlere, birinci el tarafsız eserlere, hakikatı arayan tarihçilere kulak verilmelidir. 

Zira; arşivler bağırıp çığırmaz, konuşmaz; ancak konuşturulduğunda susturulamaz. Ermeni meselesi arşivleri dikkate almadan siyasi  sloganlarla değil; arşivler, ve  tarihçilere bırakılarak çözümlenebilirr. Ancak görünen o ki; siyasi sloganlar bırakılmayacağı için karşı tezleri kabul ettirme ve Ermeni diasporasının etkisini kırmak için Avrupa ve Amerika'da Türk Diasporasını güçlü kılma mecburiyeti ortadadır.

Gelelim meselenin sürecine: Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı’nın en kritik anlarında, doğu sınırlarında sınır bütünlüğünü ve demografik yapısını derinden etkileyecek büyük bir krizle karşı karşıyaydı. Kafkas Cephesi, sadece iki silahlı kuvvetin savaştığı bir hat değildi; aynı zamanda Osmanlı için cephe gerisi güvenliğinin ortadan kalktığı, devlet egemenliğinin çözülmeye uğradığı bir kırılma noktasıydıı.

Osmanlı Dahiliye Nezareti yazışmaları incelendiğinde bölgede artan silahlı faaliyetleri, lojistik hatlara yönelik saldırıları ve bazı Ermeni çetelerinin Rus ordusuyla temas ve bağlantıları, Türk halkına yönelik saldırıları kayıt altına alıyordu. Devletin kaygısı; "Cephe gerisi çökerse, cephe düşer." düşüncesiydi. 

İşte bu şartlarda dönemin Sadrazam Talat Paşa hükümeti doğu ve diğer bölgelerde devletin güvenliğini, milletin canını ve malını, cephe ve gerisinin selameti için savaş ortamında devletin güvenlik refleksi sonucu olan Tehcir Kanunu'nu çıkarıp uygulamaya koydu. Mesele şuydu: Çıkarılan kanun ile uygulaması bütünlük gösteriyor mu ve örtüşüyor muydu?

Kanun incelendiğinde; sevk edilecek Ermeni nüfusunun güvenliği, iaşesinin sağlanması, göç ettirildikleri yerlerde yerleşim imkanlarını sağlanması ve göç edecek Ermeni nüfusunun geride bıracakları tüm mal ve mülklerinin devlet korumasına alındığına dair yasal güvenceler verdiği, verilen hükümet emirlerinde ve yazışmalarında açıkça görülmektedir. 

Ancak tüm bunlara rağmen aynı arşivlerde, bazı yerel yöneticilerin ihmalleri, Ermeni komitacıların yaptıkları vahşetler karşısında oluşan öfkeye bağlı yer yer eşkiya saldırıları ve savaşın kaotik ortamı nedeniyle Ermeni vatandaşlardan kayıpların yaşandığını ve hükümetin bunlara yönelik önleyici tedbirler almaya çalıştığından, soruşturma başlattığından bahsedilmekte. 

Ermeni diasporasının ortaya koyduğu faşizan, vahşi ve düşmanca tutumunu sadece Anadolu ile sınırlı tutmak, tarihsel resmi, tarihsel bütünlüğü, seyri ve gerçekleri ortaya koyma açısından eksik bırakır. Çünkü Ermeni meselesi, Kafkasya’dan bağımsız düşünülemez. Bilhassa Bakü Muharebesi'nin niçin yapıldığını iyi incelemek ve anlamak gerekir. Ve o yıllarda Azerbaycan çevresinde yaşananlar, Sovyetler'den destek gören Ermenistan'ın bölgede siyasi gerilimler yaratması, etnik kırım, soykırıma başvurması tarihsel açıdan gizlemeye çalıştığını görmek için meseleyi anlamada çok daha geniş bir çerçevede değerlendirilme gerektirir. Yetmez, Ermeni  meselesi ve Türklere yönelik soykırımını aşikar etmek gerekir.

Rus destekli Ermenilerin 1918’de Bakü ve çevresinde yaptıkları, yalnızca bir şehir mücadelesi değildi. Kafkasya’nın geleceğini belirleyen bir kırılma noktasıydı. Osmanlı'nın şanlı komutanlarından Nuri Paşa’nın  kurduğu ve komuta ettiği Kafkas İslam Ordusu; Sovtet destekli Ermeni kuvvetlerinin büyük baskısı, işkencesi, zulmü, katliamları ile kuşatıldığında Azerbaycanlı kardeşlerinin imdadına koşmuştu. Bu kanlı savaşta Kafkas İslam ordusu yalnızca Sovyet-Ermenistan kuvvetlerini değil, bölgede var olma gayretinde olan İngiliz birliklerini ve destekçilerini de mağlup etmekle kalmamış Bakü'ye girmiş ve kadim Türk şehri yanında Azerbaycanlı Türk kardeşlerinin gönlüne de girmişti. Bugüne varan Azerbaycan-Türkiye kardeşliğinin kökünü sağlamlaştırmıştı. 

Bakü Muharebesi ile elde edilen zafer bugünün Karabağ zaferinin temelini de atmıştı. 20. yüzyılın başlarında bölgede yaşanan çatışmalar, katliamlar, işgalci girişimler, Ermenistan'ın sözde katliam iddiaları karşılıklı güvensizlik ortamını yıllarca derinleştirdi. Bu bağlamda Azerbaycan ile Ermeni meselesi arasındaki ilişki tarihsel bir sürekliliğe zemin hazırlamıştır.

Bakü fatihi diye anılan Enver Paşa'nın kardeşi Nuri Paşa (Killigil); Azerbaycan Türkü’nün gönlünde öz evlat olarak yeri edinmişti. Onun açtığı bu kutlu kapı, bugünün Karabağ Zaferi'ne de kapı açmıştı. Azerbaycanlı şair Ahmet Cevat'ın yazdığı "Çırpınırdı Karadeniz", "Kafkas İslam Ordusu Marşı", diğer adıyla Kafkas Marşı(Anonim) (bestesini Kaptanzade Ali Rıza beyin yapmıştı), "Kafkas Dağlarında Çiçekler Açar Marşı" Nuri Paşa için, Osmanlı-Azerbaycan Kafkas İslam Ordusu kahraman askerleri adına yazılmıştı. Azerbaycan'ın kahraman evlatları Nuri Paşa'yı büyük kahraman ve kurtarıcı görmeye, gönüllerde yaşatmaya devam ediyor. Bu marşları okuduğunuzda Azerbaycan evlatlarının bekleyişi, kavuşması, kurtuluşu ve sevinçleri öyle güzel dile getirilmiş ki; Azerbaycan Türk'ünün o günkü hissiyatını anlamamak mümkün değildir. 

Sonrasında Sovyetler Birliği döneminde Ermeni meselesi daha da köpürtülmüş ki,,uzun süre dondurulmuş olan bu gerilim, Azerbaycan'ın bağımsızlığı sonrası yeniden yüzeye çıkmış ve özellikle Dağlık Karabağ Savaşı ile günümüze taşınmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri arşivlerin açılmasını defaatle dünya kamuoyuna deklare etmiş, tarihçileri incelemeye davet etmiş ancak karşılık bulamamıştır. Osmanlı’nın aldığı kararları değil; aynı zamanda bölgede yaşananları, iddiaları araştırma talebinde bulunmuştur. Yine de karşılık bulamamıştır. 

Türk halkının hem Anadolu'da hem Azerbaycan'da hem Kafkasya’da uğradığı saldırılar, işkenceler, katliamlar iki Türk devletinin arşivlerinde kayıtlıdır. Bu kayıtlar Sovyet arşivlerinde de kayıt altındadır. Avrupalı büyük devletler ve ABD'de Ermeni diasporasının sözde soykırım iddiadalarının gerçek dışı olduğunu bilmektedir. Ancak Türk düşmanlığı yapan toprak ve tazminat talep eden Ermeni  diasporası etkin faaliyetler yürüterek başta ABD ve Batılı devletlerini siyaseten yönlendirip bu devletlerin siyasi, ekonomik, stratejik hedeflerini kışkırtıyorlar. Anadolu ve Kafkasya'da göz göre göre bu Asılsız Ermeni iddialarının bildikleri halde stratejik hedeflerinin kozu gibi kullanıyorlar. Hatta bir adım daha ileri giderek başta Türkiye olmak üzere Azerbaycan'ı meclis kararları ile mahkum etmeye çalışıyorlar. Tarihi gerçekleri çarpıtıp suçlu iken haklı çıkmaya çalışıyorlar. Yavuz hırsız ev sahibini bastırır misali.

Bugün gelinen noktada, tarihsel bir olayın uluslararası siyasette bir araç hâline gelmesi, hakikatin üzerini daha da örtmektedir. Parlamentoların kararlarıyla tarih yazılamaz; tarih, ancak belgelerle anlaşılır. Bu yüzden yapılması gereken açıktır: Arşivler konuşmalı, tarihçiler çalışmalı ve siyaset geri çekilmelidir. Çünkü tarih, taraf tutmaz. Lakin; tarihi anlatanlar çoğu zaman taraf tutar.

Bu Ermeni diasporası karşısında iddiaları çürütmek, hakikatin ortaya çıkmasını sağlamak için Avrupa’da. Amerika'da güçlü bir Türk Diasporasının tesis edilmesi elzemdir. Hem siyaseten hem diplamatik hem akademik çevrelerce hem arşivlerin açılması hem kamuoyu oluşturulması için etkin, arkasında durulan ve sürekliliği olan siyasal güç desteğinin hükümetler ve devletler nezdinde yürütülmesi zorunluluğu vardır.

Bölgede barış herkesin yararınadır ancak Türklere yönelik bu asılsız, temelsiz propagandaların ileride olumsuz sonuçlar, gerilimler, krizler yaratmaması adına Türkiye, Azerbaycan başta olmak üzere Türk diasporası için iş birliği yapılmalıdır. İki devlet kendi arşivlerini ortaya koyarak, gerekirse kendi parlamentolarında Ermenilerin Türklere yaptığı soykırımları kanunlaştırabilmelidir. Özellikle Türkiye ve Azerbaycan Avrupa'da Türk diasporasının güçlenmesi için birlikte hareket etmelidir.

Unutulmamalı ki; gerçekler, eninde sonunda belgelerin satır aralarında yeniden doğar. Tarih yeniden yazılır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan Trabzon Haber ve diğer kategorilerdeki haberlerdeki yorumlar onaylanmamaktadır.
Mehmet Şal Arşivi

Hiçbir şey bilenler

21 Nisan 2026 Salı 11:49

Kazanan yok, kaybeden çok!

14 Nisan 2026 Salı 09:15

Bu gidişat nereye...

27 Mart 2026 Cuma 12:57

Direnişin sesi, bugünün dersi

18 Mart 2026 Çarşamba 09:22

Ortadoğu'nun benzerlikler yüzyılı

16 Mart 2026 Pazartesi 11:23

Ateş hattı

05 Mart 2026 Perşembe 11:54

Sosyal yorgunluk ve sükut eden vicdan

24 Şubat 2026 Salı 15:51

Türkiye'nin stratejisi

16 Şubat 2026 Pazartesi 10:55