DÜNYA YENİ PAYLAŞIMIN EŞİĞİNDE

Dünya siyasetinde bugün acımasızlık, yıkım, vahşet, felaketler her geçen gün artarak devam ediyor. Uluslararası meşruiyet, adalet, eşitlik, ulusal bağımsızlıklara saygının sıfırlandığı bir askeri saldırılar insanlığı her açıdan büyük bir kaosa sürüklüyor. Doğu Avrupa’da savaş, Ortadoğu’da bölgesel çatışma, Pasifik’te güç rekabeti… Bütün bu gelişmeler, tek bir soruyu akla getiriyor: Dünya yeni bir güç paylaşımına mı gidiyor?

Soğuk Savaş sonrası kurulan uluslararası düzen uzun süre tek bir merkezin etrafında döndü. Bu merkezin adı Amerika Birleşik Devletleri. Lakin tarih bize gösteriyor ki; hiçbir güç dengesi sonsuza kadar sürmez. Bugün küresel sistemin içinde yeni aktörler yükseliyor. Ekonomik ve teknolojik kapasitesi, hızı ile Çin; askeri ve savunma sanayi teknolojisi ve jeopolitik hamleleriyle Rusya uluslararası düzeni zorlayan başlıca güçler haline geldi.

Bu küresel rekabetin en sıcak ve merkezi sahnesi ise hiç şüphesiz Ortadoğu’dur. Çünkü; enerji yolları, ticaret koridorları ve güvenlik dengeleri bu bölgeyi küresel stratejinin kalbine yerleştiriyor. Bölgedeki gerilimin, ve savaşın merkezinde bulunan İran ile İsrail arasındaki mücadele sadece iki devletin rekabeti değildir. Bu savaş, büyük güçlerin stratejik hesaplarının bölgesel bir yansımasıdır.

Tarih bu tür dönemleri iyi tanır ve anlatır. Ancak anlattıklarını yorumlayabilirsen kıymetli olur. 20. yüzyılın başında Avrupa devletleri birbirleriyle rekabet ederken önemli bir kesim bir kaç yıl içinde I. Dünya Savaşı’nın patlak vereceğini öngörememişti. Yine aynı şekilde 1945’te büyük güçler Yalta Konferansı’nda bir araya geldiğinde sadece savaş sonrası düzeni değil, yaklaşık yarım yüzyıl sürecek küresel dengeleri ve düzeni belirlemiş, inşa etmişlerdi.

Bugün yaşanan hadiseler bu tarihsel kırılmaları hatırlatacak ve değerlendirecek kadar dikkat çekicidir.

İşte bu noktada gözlerin çevrildiği ülkelerden biri Türkiye’dir. Zira Türkiye sadece bir bölge ülkesi değildir; kesişim noktasında yer alan bir jeopolitik ve jeostraejik merkezdir.

Karadeniz’den Akdeniz’e, Balkanlar’dan Kafkasya’ya... Dengeleri etkileyebilecek potansiyele, tarihsel birikime, Cumhuriyet kazanımlarına, savunma sanayi gelişim potansiyeline sahiptir.

Lakin, jeopolitik avantajlar tek başına yeterli değildir. Asıl mesele bu avantajın nasıl kullanılacağınızdır.

Türkiye’nin önünde bugün stratejik, esneklikle uygulayabileceği bir yol bulunmaktadır. O da, çok yönlü diplomasiyle denge kuran ve gerektiğinde oyun değiştiren bir aktör olmak.

Gerçek şu ki dünya artık eski dünya değildir. Küresel düzen yeniden şekilleniyor. Enerji politikaları, ticaret hatları ve askeri ittifaklar yeniden tanımlanıyor. Bu süreçte bazı ülkeler sadece gelişmeleri izler,  bazısı ise yeni düzenin kurucuları arasına girer.

Türkiye’nin önündeki tarihsel soru tam da budur.

Dünya yeniden şekillenirken Türkiye sadece seyreden bir devlet mi olacak, yoksa masada konuşabilen bir güç mü?

Çünkü tarih, siyasal kırılma ve kritik dönemlerde doğru strateji izleyen, doğru yerde, doğru zamanda hamle yapan devletlere büyük fırsatlar sunar. Lakin; aynı tarih, o fırsatları göremeyen, okuyamayan, değerlendiremeyen ülkeleri de acımasızca geride bırakır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan Trabzon Haber ve diğer kategorilerdeki haberlerdeki yorumlar onaylanmamaktadır.
Mehmet Şal Arşivi

Ateş hattı

05 Mart 2026 Perşembe 11:54

Sosyal yorgunluk ve sükut eden vicdan

24 Şubat 2026 Salı 15:51

Türkiye'nin stratejisi

16 Şubat 2026 Pazartesi 10:55

Anormalliği normalleştirme

09 Şubat 2026 Pazartesi 14:44

Geçmişle barışmak

02 Şubat 2026 Pazartesi 09:42

Güven Çökerse

19 Ocak 2026 Pazartesi 12:58

Dünden Yarına:"Ankara"

06 Ocak 2026 Salı 10:56

Büyük Oyun: Orta Asya

24 Aralık 2025 Çarşamba 12:35

İnsan Kalitesinde Çöküş

15 Aralık 2025 Pazartesi 09:54