18 Mart 1918'den bugüne her gün daha da gürleşen bir ses Çanakkale... 111 yıl önce, bu coğrafyada Türk milleti tarihe adını altın harflerle yazdırmakla kalmadı, ruhunu anavatana üfledi. Tek dişi kalmış batının her adımı; inanç, azim ve cesaretle durduruldu. Başkomutanından Mehmetçik'ine tüm kahramanlar, sadece ata yadigarı toprağı değil, geleceği, nesilleri de savundu. Mücadelenin her nefesi her adımı her kalp atışı bir fedakârlık manifestosuydu.
Çanakkale, silahların gölgesinde yazılmış bir kahramanlık destanı olduğu kadar, ruhun, maneviyatın ve iradenin zaferiydi. Bir milletin şerefini, onurunu ve umudunu birleştiren bir hikayeydi.
Bugün etrafımızda çatışmalar yükseliyor, sınırlar geriliyor ve savaşın gölgesi her zamankinden daha yakın. Çanakkale’nin sessiz çığlığı hâlâ kulaklarımızda...Barışı koru, değerini bil, haksızlığa sessiz kalma.
Tarih tekerrür eder; ama tarihî bilinç, aynı hatalara düşmemek için bir rehberdir. Geçmişin acısı ve kahramanlığı bize şöyle fısıldıyor: Güçlü olmak yalnızca silahlarla değil; birlik, fedakârlık, kararlılık, üretmek ve donanmakla mümkün.
Çanakkale bir zafer değil, bir ders… Toprağının her tozunda ve taşında kahramanlık, her dalgası ve rüzgarında inanç vardır. Bugün bizden beklenen, sadece hatırlamak değil; aynı ruhu yaşatmak, değerlerimize sahip çıkmak ve milletin geleceğini korumaktır. Bu topraklar ve zafer bize geçmişin mirasını bırakıyor; lakin, bugünün savaş ve krizlerinde yolumuzu aydınlatacak bir ışık da sunuyor.
Çanakkale, sadece tarihi bir zafer değil; hâlâ yaşayan bir ders, uyarı, çağrı, umut, yeni nesillerin yarını.