Sessiz Kriz: Toplumun Ruh Hali

Bir ülke yalnızca ekonomik, siyasi, askeri  krizle çökmez.
Bir toplum yalnızca savaşla bitmez.
Gerçek çöküş, bireylerin iç dünyasında sessiz sedasız başlar. 

Günümüz itibaren sokaklara caddelere bir bakın.
Aceleyle yürüyenler.
Dinlemeden, koşanlar.
Gözleri yorgun, gülümseyenler.
Üzerinde tarif edilemeyen bir ruh halinin egemen olduğu insanlar.

Adı konmamış ama ağır. Bitmeyen  huzursuzluk. Günden güne dozu artan bir tahammülsüzlük.

Çünkü; insanlar yalnızca geçim sıkıntısı yaşamıyor. Ne yaşadığının, anlamının derdini yaşıyor.
Geçmişte yoksulluk vardı lakin insanların umudu da vardı. Ancak bugün insanların yalnızca cebi yoksullaşmıyor aynı zamanda ruhu da yoksullaşıyor.

İnsanlar için en tehlikeli yorgunluk bedensel değil; zihinsel, ruhsal olandır.
Çünkü; beden istirahat eder yorgunluğu geçer ya zihin.
İnsan zihni yorulduğunda yalnızlık arar veya kendini yalnız hisseder.

Tam da böyle bir dönemden geçiyor toplum.
İnsanlar birbirine güvenmiyor. Gelecek için söylenenlere inanmıyor.

En kötüsü ise; yaşadıkları nedeniyle artık hiçbir şeye şaşırmıyor olmasıdır.

Bir zamanlar tepki verilen olaylara şimdi ise yalnızca birkaç dakika bakıp geçiliyor. 

Çünkü; insanlar sürekli sorun, kötü haber, kriz görmekten; vicdanını da usanma, bıkma, yorulma yaşıyor. Yetmiyor! Bu haberleri kanıksar ve zamanla hissizleşmeye başlıyor.

Bugünün en büyük tehlikesi de bu hissizleşmektir.
Sorunların, 
Öfkenin, 
Kabalığın, 
Nezaketsizliğin, 
Empatisizliğin, 
Birbirine tahammülsüzlüğün, 
Bu düzünen böyle geldi böyle gider cümlesinin normalleşmesi...

İnsanlar trafikte , sosyal medyada, sokakta fikir konuşturmuyor; birbirine bir nevi kusuyor.
Çünkü insanların sinir uçları deforme olmuş.

Her konuda yaşananları olumlu olumsuz istatistik, verilerle ölçebilirsiniz.Ancak insanların ruhi çöküntüsünü istatistikle ölçemezsiniz.

Bir babanın gecenin derin anında çocuğunun geleği için ağlamasının ne grafiği ne istatistiği olur.

Bir annenin gece çocuklarının geleceğini düşünerek sessizce ağlamasını hiçbir grafik göstermez.

Gençlerin arayışlarını tam olarak rakamlarla açıklayamazsınız.

İnsanların keyifsizliğini, mutlusuzluğunu, bıkkınlığını yüzde yüz istatistiksel sonuçlarla açıklayamazsınız.

Çünkü, konu yalnızca para olmaktan çıktı.
Konu güven duygusudur. Yarının daha iyi olacağına olan inanma meselesidir. 

İnsan umutla yaşar.
Umut zayıfladığında veya tükendiğinde, insanlarda yarın beklentisi olmaz. Yalnızca gününü gün etmeye çalışır.

Bugün çoğu insan tam olarak bunu yapıyor: Yaşamıyor. Yalnızca ayakta kalma mücadelesi veriyor.

Acı olan şu: Bu sessiz kriz bağırıp çağırmıyor.
Manşet atmıyor. Alarm vermiyor. Fakat; yavaş yavaş insanların içindeki neşeyi, merhameti, sabrı ve birbirine olan inancı tüketiyor.

Bir toplumu ayakta tutan şey; vicdan, güven, umut ve ortak duygudur.

Eğer bir toplumda insanlar birbirine yabancılaşmaya başlamışsa, orada görünmeyen bir zihinsel ve ruhsal afet vardır.

Unutulmamalıdır ki: bazen toplumlar sessizce yorularak tükenir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan Trabzon Haber ve diğer kategorilerdeki haberlerdeki yorumlar onaylanmamaktadır.
Mehmet Şal Arşivi

Hiçbir şey bilenler

21 Nisan 2026 Salı 11:49

Kazanan yok, kaybeden çok!

14 Nisan 2026 Salı 09:15

Bu gidişat nereye...

27 Mart 2026 Cuma 12:57

Direnişin sesi, bugünün dersi

18 Mart 2026 Çarşamba 09:22

Ortadoğu'nun benzerlikler yüzyılı

16 Mart 2026 Pazartesi 11:23

Ateş hattı

05 Mart 2026 Perşembe 11:54