Modern Çağın Yeni Hastalığı: Çok Konuşma, Az Üretme

Bir dönem düşünün…
Herkes bir fikir söylüyor, lakin kimsenin bir emeği çabası yok.
İnsanlar konuşuyor, fakat meydanda elle tutulur bir sonuç, veri yok.
En ilginci ise; en çok konuşanlar, en az üretenler veya hiç üretmeyenler, meydana birşeyler getirmeyenler oluyor. 

Artık dünya bilim, teknoloji çağında.
Biz ise, "görünür olma" çağındayız.

Eskiye bakıldığında insanlar bir şey söylemeden önce düşünür, taşınır, inceler, araştırır, öğrenirdi. Şimdi öğle mi? Öğrenmeden konuşmak, dahası konuşarak öğreniyormuş gibi yapmak moda oldu. Yani hariçten gazel okumak. Ne acı ki; herkes her konuda uzman. Ekonomi, siyaset, eğitim, tarih… Bir insan ömrünü verse bir alanda herşeyi bilmesi mümkün değilken; artık her konu hakkında çok bildiğini göstermek için birkaç dakika ahkam kesmeye, kısa videoların altına yorum yazmaya  indirgenmiş durumda.

Peki ne oldu da bu hale geldik?

Cevap basit ve rahatsız edici: "Emek değersizleşti, fikir ucuzladı."

Sosyal medya sahası, bireye üretmeden var olma imkânı sundu. Artık bir şey başarmaya gerek yok; bir şeyler söylemek yetiyor. Üstelik ne söylediğinin de pek önemi yok. Yeter ki dikkat çek ve görün. Söylediğinin doğru olmasına gerek yok; derinliği, içeriğinin olmasına hiç gerek yok… Yeter ki ses getir, gerisi kolay.

İşte böyle bir ortamda fikir, buluş vb. gerçek üreticiler sessizleşiyor. Onlar her an konuşmaz. Çünkü; üretmek araştırma ister, emek ister, zaman ister, sabır ister, yalnızlık ister. Ya konuşmak? Birkaç saniye, birkaç dakika. Çünkü; bilsen de bilmesen de  konuşmak çoğu zaman daha fazla alkış getiriyor. Öyleyse boş ve bir yerlere oynayan insan neyi tercih eder?

Sonuçta çok garip bir tablo çıkıyor: Hiç okumaz eğitim sistemini eleştirir.

Hiç risk almayı beceremeyen ekonomiyi yönetmeye kalkar.

Tarih ve harita bilmez, strateji belirleyici olur.

Sorumluluk almayanlar liderlik dersi verir.

Ne yazık ki; bu temelde boş sesler, gerçekten üreten insanların önüne geçiyor. Nitelik, nicelik, vasıf, entelektüel kavramları ve sahipleri kıymetsizleşiyor. Bu yalnızca bir kalite meselesi değil, aynı zamanda bir yön meselesidir.

Milletler, en çok dinledikleri insanların seviyesine doğru evrilir. Eğer en çok konuşanlar en az bilenlerse, o toplumun kalitesi de, istikameti de sorgulanmalıdır.

Asıl tehlike bu düzende hakikatin değil, yankının kazanıyor olmasıdır. Doğru olanın değil, çok tekrar edilenin doğru kabul ediliyor olmasıdır. Yani toplumu bilginin değil, algının yönetiyor olmasıdır. 

Bu durumda şu soruyu sormak gerelmez mi?
Biz hakikaten düşünen bir toplum muyuz, yoksa yalnızca tepki veren bir kalabalık mı?

Bu yolun bir sonu var ancak o son, kendiliğinden gelmeyecek. Birileri yeniden üretmenin, kalitenin, katma değer oluşturmanın, vasıflı, nitelikli olanın değerini hatırlatması gerekiyor.

Birilerinin susup çalışması ve üretmesi, fakat yeri geldiğinde çalıştığını da gösterecek cesareti olması gerekiyor. Elbette birilerininde buna ortam hazırlaması ve destek vermesi gerekir.

Zira hakikat gösteriyor ki; tarih, konuşanları değil; üretenleri yazar. Yarın; bugünün gürültüsünü değil, eninde sonunda bugünün eserlerini konuşacak. Bir toplum aç kaldığı, susadığı kaliteyi arayacak. 

Vakit geç olmadan doğru istikameti bulmak en büyük arzudur.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan Trabzon Haber ve diğer kategorilerdeki haberlerdeki yorumlar onaylanmamaktadır.
Mehmet Şal Arşivi

Hiçbir şey bilenler

21 Nisan 2026 Salı 11:49

Kazanan yok, kaybeden çok!

14 Nisan 2026 Salı 09:15

Bu gidişat nereye...

27 Mart 2026 Cuma 12:57

Direnişin sesi, bugünün dersi

18 Mart 2026 Çarşamba 09:22

Ortadoğu'nun benzerlikler yüzyılı

16 Mart 2026 Pazartesi 11:23

Ateş hattı

05 Mart 2026 Perşembe 11:54

Sosyal yorgunluk ve sükut eden vicdan

24 Şubat 2026 Salı 15:51