Hamza Sivrikaya
Türk futbolunun en büyük çelişkisi: Gençlere güveniyoruz
Türk futbolunda yıllardır tekrarlanan bir cümle var: “Gençlere güveniyoruz.”
Bu söz o kadar sık dile getiriliyor ki, neredeyse futbol kültürümüzün bir parçası hâline geldi.
Fakat sahaya baktığımızda gördüğümüz tablo, bu sözün içinin ne kadar da boş olduğunu acı bir şekilde gösteriyor. Çünkü Türkiye’de genç oyunculara güvenmek, onu övmekle değil, sahaya sürmekle olur. Bizde ise genç oyuncuyu sahaya sürmek, teknik direktör için bir cesaret değil, çoğu zaman bir bedel anlamına geliyor.
Gelinen nokta da ,
Türkiye’de teknik direktörün ortalama görev süresi birkaç ayla sınırlıyken, genç oyuncu oynatmak bir futbol tercih değil, adeta bir kariyer riski de olusturuyor. Genç oyuncu bir hata yaptığında taraftar tepki gösterebiliyor , yönetim baskı yapabiliyorve sonuçta antrenor ile yollar ayrilabiliyor.. Böyle bir ortamda hangi teknik direktör genç oyuncuya gerçekten güvenebilir? Hangi anyrenor, “
Bu çocuk hata yapacak ama gelişecek” diyebilir? İşte bu yüzden “gençlere güveniyoruz” söylemi ile sahadaki gerçekler arasında dev bir çelişki var.
Dolayısıyla,
Bu çelişkinin arkasında daha derin bir problem daha duruyor: Donanımlı antrenör eksikliği.
Modern futbolun gerektirdiği taktik bilgi, veri analizi, fiziksel hazırlık, psikolojik yönetim ve genç oyuncu geliştirme gibi alanlarda Türkiye hâlâ çok geride. Avrupa’da genç oyuncu A takıma çıktığında hazır gelirken, Türkiye’de genç oyuncu profesyonel hayata geçince adeta bir şok yaşıyor. Çünkü altyapı ile A takım arasında bir köprü yok. Donanımlı antrenör olmayınca genç oyuncu gelişemiyor; gelişemeyen genç oyuncu oynayamıyor; oynayamayan genç oyuncu da “hazır değil” denilerek kenara itiliyor. Böylece “gençlere güveniyoruz” sözü bir kez daha boşa dusmus oluyor..
Gelinen nokta da ,
Avrupa’da genç oyuncu oynatmak kulübün planının bir parçasıyken, Türkiye’de genç oyuncu oynatmak hocanın kişisel cesaretine kalmış durumda. Hal boyle olunca , Avrupa’da sistem hocayı koruyor, Türkiye’de ise sistem hocayı yalnız bırakıyor. Avrupa’da genç oyuncu hata yaptığında “öğreniyor” denilirken Türkiye’de aynı hata “bu çocuk hazır değil” diye yorumlanabiliyor..
Sonuç olarak ,
Türkiye’de genç oyuncu oynatmamak bir tercih değil, hayatta kalma stratejisidir aslinda .
Ve bu stratejinin üzerine yıllardır aynı cümleyi örtüyoruz: “Gençlere güveniyoruz.”
Oysa gençlere güvenmek, onları sahaya sürmekle başlar.
Onlara hata yapma hakkı tanımakla başlar.
Onlara bir gelecek planı çizmekle başlar.
Türk futbolu genç oyuncuya değil de kısa vadeli başarıya yatırım yapmaya devam ettiği sürece bu çelişki büyümeye devam edecek. Gençlerimiz, Avrupa’daki yaşıtları sahne alırken, bizde kulübede beklemeye devam edecek ..

