Eskiden sahiplerinin "fakirhane" diye andığı konaklarda ayvaz denen uşaklar, Arap bacı denen dadılar, halayık denen köle kadınlar ve daha birçok hizmetli bulunurdu. İnsanın buyruğunda bu tür insanların olması müthiş bir şey!..
"İki Şehrin Hikâyesi"nde Fransız marki Evrémonde'dan söz edilirken onun sıcak çikolatayı mideye indirebilmesi için dört adamın gerektiği belirtilir: Çikolata kabını efendinin yüksek huzuruna getiren bir adam, küçük bir aletle çikolatayı karıştırıp köpürten bir adam, beyefendiye peçetesini uzatan bir adam ve çikolatayı içiren bir başka adam. "Bu adamlardan biri bile olmadan monsenyörün çikolatasını içmesi ve yüce onurunu koruması mümkün değildir."
Yıllar önce bir müdürümüz vardı. Onun, koridorun karşısındaki odadan sekreteri çağırdığına ve hemen yanındaki dolaptan bir dosyayı alıp kendisine vermesini istediğine tanık olmuştum. Çok fiyakalı bir hareketti.
İlaç mümessiline her sabah kendisini evinden aldırıp hastanesine bıraktıran bir doktordan söz etmişlerdi. Çocuğunu okuldan aldıran da varmış.
Basında zaman zaman "Bakanın eşi, koruma polisine şemsiye tutturup çanta taşıttı." türünden haberler yer alıyor. Bu tür konuların haber olması hoş değil. İnsan imreniyor…
Üstünlük ve eşitsizlik; dünyamızla yaşıt, ölümsüz iki kahraman. İnsanlara bakıyorsun; kiminin aklı çok, kimi kafadan gayrimüsellah. Kimi her şeyi biliyor, kiminin kafası tıngır mıngır. Kiminin on parmağında on marifet, kimi yetenek düşmanı. Kimine ahlaklı deniyor, kiminin vicdanı dut yemiş bülbül...
Fakat asıl üstünlük makamda, servette, sahip olunan nüfuzda.
Oyun bitince şah da vezir de piyon da aynı kutuya giriyor, evet. Ama bin yıllardır şahlardan, vezirlerden, fillerden söz ediliyor. Piyonların (piyadelerin) esamesini okuyan var mı?..