Frank McCourt, liseli veletlere yaratıcı yazarlık dersi verdiğini de anlattığı "Öğretmen" kitabında şöyle der: "Ben kim oluyordum da -bırakın kitabı- yayınlanmış tek bir yazım bile yokken yazarlıktan söz ediyordum?.."
McCourt, hiç de boş değildi, sonradan Pulitzer filan kazandı.
Henüz çocuk sahibi olamamış biri bize çocuğumuzu nasıl yetiştirmemiz gerektiği hakkında vaaz verebilir. Aşçı ya da inşaatçı velimizden öğretmenlik tüyoları alabiliriz. Nasıl zengin olacağımızı bin dereden su getirerek anlatan yoksullar da vardır ve söyledikleri doğru da olabilir. Yumurtanın nasıl oluştuğunu anlatabilmek için yumurtlamış olmak gerekmiyor. Ama deneyime ve uzmanlığa da saygı duysak hiç fena olmaz.
"Ressam" sıfatını hak etmiş bir büyüğümüz, para kazanmak için karakalem portreler de çiziyordu. Kendisine vesikalık bir fotoğrafınızı vermeniz yeterliydi. Yaptığı bir portreye bin lira istediğini duyup "Bir kâğıt ve bir kalem kaç lira ki bu kadar para veriyoruz?" diyemezdiniz. Çünkü orada yetenek konuşuyordu. Sonradan şunu öğrenmiş olsanız da fark etmez: Fotoğrafın büyük bir fotokopisini çıkartıp üzerinden kalemle geçiyor, aslında resim filan çizmiyordu.
Yaşamının kısa bir dilimini hasbelkader bir makamda geçirmiş insanın bile değerli bilgi birikimi vardır. Dil bilmeyen, siyaset bilimi eğitimi almamış, bir şey üniversitesinin kel alaka bölümünden mezun bir diplomat bile heybesindeki kırıntılarla birtakım kişileri cebinden çıkarabilir.
Suriye'de savaş başlatıldıktan iki yıl sonra -2014'te- uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi uzmanı bir devletlimiz şöyle demişti: "Suriye halkı demokrasiye kavuşacak ve despotluğu mağlup edecektir. Daha parlak bir gelecek, Suriye halkını beklemektedir..."
Bugün Suriye'deki "parlaklık" henüz gözlerimizi kamaştıramasa da üstadın birikim, deneyim ve uzak görüşlülüğü bir miktar saygıyı hak etmiyor mu?..