"Restorasyon"un Türkçesi yenileme. Tarihî bir yapı nasıl yenilenir? Hasar ve sorunları belirlenir, ince işçilikle ve aslını bozmadan yapıtın ömrüne ömür katılır...
İstanbul'da "eski" olduğu için üç yüz yıllık çeşmeyi yenilemişler. Tümüyle yıkıp yenisini yapmak suretiyle. Ki üç yüz yıl sonra bu da tarihî bir çeşme olacaktır.
Sinan'ın yaptığı sekizgen Süheyl Bey Camisi'ni restorasyonla apartmana benzetmişler. Seyyid Battal Gazi Külliyesi'ne Amerikan mutfak eklemişler. Antalya'da Selçuklulardan kalma taç kapıyı alaşağı edip yerine yeni bir kapı kondurmuşlar. Allah'tan kapı boşluğu 800 yıl önceki gibi duruyor... Anlaşılan, tarihsel ve sanatsal yapıtlardaki restorasyonu pek beceremiyoruz.
Bazı kötü insanlar vardır. Serçelerin kanatlarını kırmış, kırlangıçların yuvalarını dağıtmışlardır bir ömür. Gün gelir biraz durulurlar; insanlıklı sözler sarf edip hayır işleri yaptıklarını görürüz. Artık yüzlerinde nur, tavırlarında bilgelik vardır. Buna “itibar ve imaj restorasyonu” denir. Ki çok ustalarını gördük hayatta.
“Kişilik restorasyonu” diye de bir şey var. Kibri atarsın, öfkeyi tutarsın, atıp tutmayı bırakırsın, "Sensiz dünya malı neylerim, dostum" diye türküler çığırmaya başlarsın, “hataları örtmede gece gibi, tevazuda toprak gibi” olmayı filan denersin... Huy canın altındadır diyenlere inat.
Benden zarar gelmez / Kovanındaki arıya / Yuvasındaki kuşa / Ben kendi hâlimde yaşarım / Şapkamın altında" demişti ya şair, "Bana güvenebilirsin dostum" diyenlerden korkuyoruz en çok... Dilinden dürüstlük, hak, adalet lakırtılarını düşürmeyenlerden...
Bir "toplumsal değerler restorasyonu" da yapmak gerekiyor ivedilikle. Akılla, bilimle, vicdanla...