Elazığlı Nazmi dayı çay bahçesinde yeğenleriyle otururken yanına tanımadığı bir genç gelir, bir ricada bulunur:
“Dayı, caddede senin gibi nasıl yürünür, bana da öğretir misin?”
Nazmi dayı kalkar, delikanlıyla birkaç tur atar. Geri döndüğünde dayıyı düşünceli gören yeğenlerden biri,
“Dayı, hele söyle, sana ne oldu?” diye sorar.
“Canım sıkıldı yavrum.” der dayı. “Başka şehirlerden namımı duyanlar, gelip benden caddede nasıl yürünür diye ders ali. Öz yeğenlerim hiç merak edip demiler ki gidek de dayımızdan delikanlı nasıl yürür, öğrenek…”
Çocukların, gençlerin öğrenmesi gereken çok şey var. Küfürsüz cümle nasıl kurulur, farklı düşünenlere karşı kendimize nasıl mukayyet oluruz, başkalarının hakkını yemeden nasıl yaşayabiliriz falan. Ben öğrencilerime özellikle soru sormayı, eleştirel düşünmeyi öğretmeye çalıştım. Ama Nazmi dayı kadar başarılı olamamış olabilirim.
Herkes iyi bildiği şeyi elinden geldiğince öğretmeye çalışıyor. Gülçin Hanım 12 yaşındaki kızına kendi mesleğini öğretmiş. “Özellikle” demiş, “yaşlı ve kilolu kadınların cüzdanlarını çalmalısın. Zor fark ederler, peşinden koşsalar da seni yakalayamazlar...”
Övünmek için mi bilmiyorum, polis sorgusunda böyle anlatmış.
Öğrencilere,
“Evladım, çöplerinizi niye yerlere atıyorsunuz? Arkanızdan bunları toplayan ablalar çok yoruluyor.” diye çıkıştım.
“Toplasınlar.” dedi bir çocuk. “Bunun için para alıyorlar...”
Biz öğretmenler çoğu zaman çenemizi boşuna yoruyoruz. Çünkü evlerde bizden çok daha etkili öğretmenler var.
Kendi çocuğuna bazı veletlerin pek iyi davranmadığını gören genç bir anne, “İyi huylu çocuk yetiştirmeyin!” diye bize akıl veriyor.
Veletlerini kötü yetiştirenlere karşı hanımefendinin bulduğu çözümü makul bulan çok insan var.
Umudumuz; herkesin hoyrat, hırçın, vicdan fakiri çocuklar yetiştirdiği bir toplumun nasıl olacağını akıl edebilen insanların çocuklarına iyiyi, güzeli, doğruyu öğretmeye devam edeceğidir...