Hacı Osman Kanber
Gerçekler Amatör, Yalanlar Şampiyonlar Ligi
İnandığımız bir şeyin yalan olduğunu kabul etmek; bazen tüm dünyamızı yıkmak demektir. Bu yıkımla yüzleşmek yerine, zihnimiz yalanı tercih ederek iç huzurunu korumaya çalışır. Oscar Wilde’ın dediği gibi: "İnsan, gerçeği her şeyden çok sever ama yalanın verdiği teselliye de asla hayır diyemez."
Bu hal bir zayıflıktan ziyade; bazen kalbin kaldıramayacağı gerçeklere karşı ördüğü ince bir duvardır. İşte bu ince duvar, bizim stadyumların turnikelerinde başlıyor. Türk futbolu, bu bilerek inanma halinin dünyadaki belki de en yoğun yaşandığı ortam.
Milli Takım’ın 24 yıllık hasreti dindirdiğini, büyük başarılar kazandığını anlatıyoruz. Oysa perdeyi biraz araladığımızda gerçeğin matematiksel yüzüyle karşılaşıyoruz: Katılacak takım sayısı 32’den 48’e çıkmış. Artık turnuvaya gitmemek, gitmekten daha zor hale gelmiş. Ama biz bunu ambalajlamayı seviyoruz; federasyonu, hocayı ve oyuncuları yere göğe sığdıramıyoruz.
Tıpkı 115 milyon Euro değerindeki Trabzonspor’un ligdeki konumunu büyük başarı diye nitelememiz gibi... Oysa kadro değerine bakınca; takımın zaten oralarda olması gerekmiyor mu? Normal olanı mucize gibi pazarlamak, aslında kendi eksiklerimizi örtme çabamızdan başka bir şey değil.
Ve tabii ki en sevdiğimiz yalan: Transfer. Sosyal medyada transfer haberlerini takip ederken başımız dönüyor. Bir futbolcunun sadece adıyla maç kazanılmayacağını, Şampiyonlar Ligi’ndeki takımları izlerken aslında çok iyi anlıyoruz. Ama kendi takımımızın transfer haberini görünce gerçeklik algısını bir kenara bırakıyoruz. Biz futbolu değil; aslında yıldız transferin bize hissettirdiği kısa süreli, sahte büyüklük hissini seviyoruz.
Her sezon başında altyapıya önem verileceği söylenir; herkes bunun sadece günü kurtarmak için söylendiğini bilir ama yine de bu yalana gönüllüce inanırız.
Bir başka konu da hakemlerimizin durumu... TFF Başkanı, "Hakemler konusunda Avrupa'nın 5 büyük liginden daha iyiyiz," diyor. UEFA yetkilileriyle konuşulduğunu, hata oranında Avrupa'nın çok gerisinde olduğumuzu iddia ediyor. Sokağa çıkıp kime sorsanız buna inanmadığını söyler ama sistem söylemeye, biz de duymaya devam ediyoruz. Çünkü hakemlerin kötü olduğunu kabul etmek, sistemin iflas ettiğini tescillemektir. Oysa iyiyiz yalanı, bize bir sonraki turnuva için hayali bir kredi açıyor. Sayın Başkan da bu hayale dayanarak, bir sonraki turnuvada birkaç hakemimizin olacağını iddia ediyor.
Sahi, inanalım mı?
Bırakın sorun çözmeyi, yöneticilerimiz adeta birer "gereksiz sorun yaratma uzmanı". Son örnek: Ziraat Türkiye Kupası finali kararı. Henüz yarı finaller oynanmadan finalin Antalya’da oynanacağı açıklandı. Muhtemelen bir Konya-Trabzon finalini hayal bile etmediler. Şimdi Trabzonspor kanadı, iki ilin Antalya’ya olan uzaklığı nedeniyle büyük bir haksızlığa uğradığını düşünerek isyan ediyor; Konya tarafı ise belirlenen yerin değiştirilmemesi gerektiğini savunuyor. Gel de çık işin içinden! Acelen neydi ey TFF? En azından Beşiktaş-Konya maçının sonucunu bekleseydin bu kaosu yaşamayacaktın.
Basit bir final organizasyonunu, haritaya bakıp coğrafi mantıkla planlayamayan, statik bir haritayı bile okuma becerisi gösteremeyen zihniyetlerin; futbolun kronikleşmiş hakem sorununu veya yapısal krizlerini çözeceğine inanmamız isteniyor.
Bile bile inanıyoruz. Neden mi? Çünkü gerçekler canımızı yakıyor.
Sonuçta hepimiz acı gerçeği biliyoruz: Sahadaki futbolumuz bütün paydaşları ile amatör küme seviyesinde olabilir ama yalanlarımız Şampiyonlar Ligi seviyesinde!

