Hacı Osman Kanber
Bakkal Dükkânı Değil, Trabzonspor!
Son günlerde Uğurcan Çakır üzerinden koparılan fırtınayı izlerken hem eğlendim hem de bir kez daha şahit oldum: Meğer ne çok "Trabzon uzmanı" varmış! Her kafadan bir ses, her ağızdan bir analiz... Konuyu asıl mecrasından çıkarıp başka limanlara taşımaya çalışanlara cevabım nettir: Trabzonsporlu olmayanların, bu ruhu idrak edemeyenlerin bize öğüt verecek ne birikimi vardır ne de hakkı. Kendi cehaletinin farkında olmayanların yaşadığı o Dunning-Kruger Sendromu ile bizim camiamıza yön veremezsiniz. Sadece dışarıdakiler değil, burada bizimle yaşayıp bizi hala anlayamayanlar da bu notun bir parçasıdır.
Gurbeti Biz İcat Ettik, Ama Ruhumuzu Satmadık
Şunu herkes iyi bilsin; biz Trabzonlular gurbeti icat eden, ekmek parası, eğitim ya da daha iyi şartlar uğruna toprağından ayrılmayı bir yaşam biçimi haline getiren insanlarız. Bu coğrafyada hiç kimse memleketini bırakıp gidene "hain" demez. Evet, belki üzülürüz ama asla arkasından isyan etmeyiz. Bizim elimiz mahkumdur; Trabzon’dan fiziken ayrılırız ama "Trabzonluluktan" asla emekli olmayız.
Uğurcan’a yönelen öfkenin sebebi, onun gitmesi değildir; giderken ve gittikten sonra geride bıraktığı camiaya olan tavrıdır. Bu bir transfer meselesi değil, bir temsiliyet meselesidir. Trabzonspor’dan ezeli rakiplere çok futbolcu gitti ama hiçbiri giderken ardında bıraktığı camianın kalbini bu kadar hoyratça kırmadı. Kimse nispet yapar gibi gitmedi, sevenlerini değersiz hissettirmedi. En önemlisi; hiçbiri gittiği camiaya kendini sevdirebilmek için ailesini ve çocuklarını kullanmadı.
Kantarın Topuzu ve Vefa Borcu
Gittikten hemen sonra çocuklarına yeni takımının formaları giydirip poz verdirmek hoş olmadı. Uğurcan’ın bir "vefa duruşu" sergilemesini beklemiyorduk belki ama en azından bir "hürmet" beklemek hakkımızdı. “Gidersem camiasız kalırım” korkusuyla, Trabzon’u artık kaybettiğini düşünüp yeni camiasına kendini sevdirmeye çalışırken kantarın topuzu kaçmıştır. Belki o da sonucun böyle olmasını istemezdi kaş yapayım derken göz çıkardı ama özellikle çocukların ve ailenin sürece dahil edilmesinin kabul edilebilir bir tarafı yoktur.
Öte yandan; çocuk ve aile kavramını bu kadar önemserken, bir kişi ne kadar yanlış yaparsa yapsın ne kadar hatalı olursa olsun; ona, ailesine veya çocuklarına yönelik küfür ve hakaret asla kabul edilemez. Eleştirimiz duruşadır, şahısların onuruna değil.
Bizim Hikayemiz Kar-Zarar Tablosuna Sığmaz
Bir de çıkıp "Kulübe şu kadar para kazandırdı, neden konuşuyorsunuz?" diyenler var. Ya siz gerçekten Trabzonlu musunuz? Biz Trabzonsporluluğa bir bakkal dükkânı işletmek gözüyle bakmıyoruz ki; kâr edince her şeyi mubah görelim, değerlerimizi cüzdanımıza sığdıralım.
Paraya karşı emeğin savaşını her zaman, her yerde veren; inandıklarından menfaat için bir adım geri atmayan insanlarız biz. Eğilip bükülmediği için belki de teknik direktörlük kariyerinde hak ettiği yerlere gelemeyen bir büyüğümüz çıkmış, milyon Euro’ları referans göstererek taraftara sitem ediyor; “sanal alemden etkilenerek duygu parçalanması yaşamakla” suçluyor.
Hocam, referansımız para mıdır? Para kazandırıp gitmesi yapılan yanlışları doğru yapar mı? Euro için yapılan vefasızlığa "eyvallah" mı diyecektik? Para için yanlışa doğru demeyenlerin idolü sizsiniz; taraftarın bu hassasiyetini herkesten önce sizin anlamanız gerekirdi.
Biz Tabelayı Değil, Armayı Sevdik
Bizim hikayemiz farklı... Trabzonlu; her makamda, her mevkide; okumuşu, emekçisi, zengini, fakiriyle dünyanın en uzak köşesinde bile kökleriyle gurur duyandır. Bizim için başarı; eğilip bükülmeden, inandıklarından menfaat için bir adım geri atmadan yürümektir.
Kimse bu camiaya akıl öğretmeye kalkmasın.

