“Şad ol deli gönül, müjdeler olsun
Benim yârim gelecekmiş bu gece…” demiş ya ozan, “müjde” denince aklıma bu tür haberler geliyor.
Felçli hastalara müjde veren bir haber okudum: “Çinli bilginler bir buluş yapmışlar: Hastalar, beyinden gelen sinyalleri algılayan bir implant ve bir robotik eldiven sayesinde ellerini kullanabilecekler.” Bu tür haberler, minik bir zam müjdesi kadar heyecan yaratmıyor bizde.
Bir araştırmacı, basınımızın bir haftada 49 farklı “müjde” haberi yaptığını yazmıştı. Tepe tepe kullandığımız kavramlardan biridir müjde. Çünkü sevindirmeyi çok seviyoruz.
“Size bir müjdem var, sevgili seçmenlerim: Şehrinize büyük bir hapishane yapacağız!”
Aman efendim, bizi mahcup ediyorsunuz…
“Sizlere güzel bir haberimiz daha var, güzel insanlar: Vergiyi tabana yayacağız.”
Rica etsek geliri de tabana yayabilir misiniz, efendim?
“Maalesef, onu o kadar yayamıyoruz…”
Uzak cennetlerinde insanlar kendi yağlarıyla kavrulup giderlerken tüfek, kılıç, hançer taşıyan atlılar çıkıp geldi bir gün.
“Kral adına geldik!” diye ünledi içlerinden biri. “Size bir müjdemiz var!”
İnsanlar merakla müjdeyi beklediler.
“Bütün bu yeşil topraklar, karşı yatan karlı dağlar, akan akmayan sular, kralımızındır! Üstünüzdeki gökyüzü, ak ve kara bulutlar dâhil olmak üzere, kralımızındır! Öyleyse her biriniz ve dahi davarınız, tavuğunuz, kediniz, kralımızın koruması altındasınız…”
“Var olasınız yiğitler!”
“Dolayısıyla on büyükbaştan beşini, yirmi küçükbaştan onunu vergi olarak vereceksiniz. Tavuklar ve kediler için bir ödeme yapmanıza gerek yoktur…”
“Yoktur mu diyorsunuz? Çok sağ olun yiğitler…”
Neyin müjde olduğu, haberi verenlere ve alanlara göre değişiyor. Kiminin müjdesi, kimine kara haber. “Öleceğiz, müjdeler olsun, müjdeler olsun!..” demişti ya şair. Buna benziyor işte, bazı müjdeler.