Antik Çağ'da hasat sonrası yapılan Kronia Şenliği’nde köleler bir günlüğüne özgür olurmuş. O gün kölelerin efendileriyle yemek yemelerine ve sokaklarda bağıra çağıra koşmalarına izin verilirmiş. Lütuf denince aklıma bu tür cömertlikler gelir.
Eski şiirde sevgili şahtır, sultandır; âşık ise onun kuludur. Sevgilinin aşığa yüzünü göstermesi bile büyük lütuftur. Eski zamanda padişahların kendilerini her cuma halka göstermeleri de bunun gibidir.
Padişah çocuklarının düğünleri ve sünnet düğünleri çok masraflı ve görkemli olurmuş. Bunlara halkın da katılabilmesi padişahın lütfudur. Surnamelerde yoksul halkın yemekleri yağmalamasına izin verildiği belirtilir. Sultan, köşkünün penceresinden halkına paralar da saçarmış. Bu lütuf sırasında izdihamdan yaralananların ve ölenlerin olduğunu yazar kitaplar.
Bir yanda lüks tüketimin ve israfın, öte yanda ağır vergilerin ve yoksulluğun olduğu Lale Devri'ndeki eğlencelere de halkın katılabildiğini görürüz. Sultanımızın lütfu sayesinde.
"Saye" eski bir sözcüktür, "gölge" anlamına gelir. Lütuf sahiplerine hitaben "Sayenizde efendim." diye diye bugünlere ulaşmıştır.
"Bugün hava çok güzel."
"Sayenizde sultanım."
"Senin velet kocaman olmuş Ahmet Efendi."
"Sayenizde paşam ..."
Çağlar geçiyor, rejimler değişiyor, sayelerinde nefes aldığımız insanlar lütfetmeye devam ediyor.
Açlık sınırının altında da olsa emekli maaşı alabilmemiz, yüksek vergilerimizi kolayca ödeyebilmemiz, avm'lerde ücretsiz dolaşabilmemiz, dünyayı gezme hayalleri kurabilmemiz, suya sabuna dokunmayan yazıları özgürce yazabilmemiz, bu gökyüzü, bu bulutlar, bu hava, "sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur..."
Hepsi sayenizde efendim.