Güven Çökerse

Günümüzün en hızlı aşınan değeri ne para ne de zamandır. Toplumun en hızlı tüketilen değeri güvendir. Güvenin olmadığı toplumda sevgi, saygı, huzur, birlik, beraberlik ve refah ortadan kalkar. Toplum yaşanılmaz hâle gelir.

Bugün şöyle bir bakın topluma: Kimse kimseye gerçekten inanıyor mu? Çok zor. Çünkü inanmak, aynı zamanda risk almak demek. Selam vermek risk, kapıyı açmak risk, iş yapmak risk, iyi niyet göstermek risk… Artık insanlar kötülükten çok yanlış anlaşılmaktan korkuyor. İşte bu korku, toplumları sessiz sedasız içten içe kemiriyor ve çürütüyor.

Bir toplum düşünün: Öğretmen, öğrencisi ile konuşurken her kelimesini tartmak, şakasını bile hesaplamak zorunda kalıyorsa; doktor, hastasına bakarken tedirgin duruyor, kendini kameralarla güvence altına almaya çalışıyorsa; müşteri esnafı potansiyel fırsatçı olarak görüyorsa; insanlar birbirine sürekli temkinli yaklaşıyor, "her an bana bir yanlış yapılabilir" duygusuyla yaşıyorsa… Orada sorun güven iklimindedir. Peki, bu iklimin oluşmamasının altında neler yatıyor?

Eskiden güven sözle kurulmaz mıydı? Şimdi hak getire. Bugün belgeyle, imzayla, kamerayla bile kurulamıyor. Çünkü niyet yitimi yaşanıyor. İnsanlar karşısındakinin sürekli "bir açık yakalama" peşinde olduğunu düşünüyor. Her ilişkiye şüphe hâkim oluyor.

Topluma yön veren dil bu iklimi beslemiyor mu? "Biz" ve "onlar" ayrımına dayalı politik dil, bu güvensizlik ortamını daha da körüklüyor. Bu dil toplumun her alanına taşınıyor. İnsanlar aynı toplum içinde birbirine yabancılaşıyor. Böyle bir zeminde güven nasıl yeşerebilir?

Böyle toplumlarda farklı düşünen, artık sadece farklı değil; sakıncalı, hatta tehlikeli görülür hâle gelir. Diğer yandan sosyal medya, bu güvensizliği daha da hızlandırır. Dikkatle bakın: Karakterli görünmeye çalışan, en çok bağıran, en çok hakaret eden, en çok ifşa eden kazanıyor. Öyle anlar yaşanıyor ki; bir insanın itibarı birkaç saniyede yerle bir ediliyor. Bu hıza hakikat çoğu zaman yetişemiyor bile. Linç kültürü ve şüphe duygusu, aklın ve gerçeğin yerini alıyor.

Belki de en çarpıcı gösterge şudur: İnsan, insana iyilik yaparken bile huzurlu değil. Çünkü iyilik bile "arkasından ne çıkacak?" sorusuyla tartılıyor.

Güvenin olmadığı yerde değerler de yok olur. Değerlerin yitirildiği yerde insan, bireysel çabayla ayakta kalma mücadelesi verir. Birlikte yaşama kültürü zayıflar; insanlar yan yana dururken bile hayatta kalmaya çalışır. Bugün toplum tam da bu görüntüyü vermiyor mu?

Sonuçta;
Güvenini kaybeden toplumlarda insanlar yoksullaşır, katılaşır, kabalaşır, sertleşir; içe kapanır ve yalnızlaşır. Ardından bu yalnızlığın suçunu bir başkasına yükler. Hâlbuki güven lüks değildir. Güven, bir toplumun asgarî yaşam ihtiyacıdır; olmazsa olmazıdır. Güven kaybedildiğinde büyük gürültüler kopmaz. Ancak güvenin yokluğu, her şeyi derinden ve sessizce eritir; nihayetinde obruk misali koca bir toplumu içten içe çökertir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan Trabzon Haber ve diğer kategorilerdeki haberlerdeki yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum
Mehmet Şal Arşivi

Dünden Yarına:"Ankara"

06 Ocak 2026 Salı 10:56

Büyük Oyun: Orta Asya

24 Aralık 2025 Çarşamba 12:35

İnsan Kalitesinde Çöküş

15 Aralık 2025 Pazartesi 09:54

Geçmişten geleceğe: Merkezi bakış

10 Aralık 2025 Çarşamba 11:07

BAĞIMLILIK ÇORAKLAŞAN ZİHİNLER

01 Aralık 2025 Pazartesi 11:35

Dünden bugüne Aydın Balcı

19 Kasım 2025 Çarşamba 12:58

İhtirasın bedeli

11 Kasım 2025 Salı 11:46

Haysiyet Cellatları

05 Kasım 2025 Çarşamba 11:20