GEÇMİŞLE BARIŞMAK

Toplum insan gibidir. Ne kadar hatırlıyorsa ondan fazlasını unutur, yüzleştiği ne kadarsa o kadar iyileşir. Geçmiş, sadece yaşanmış olayların toplamı değil; ağırlıklı unuttuklarının hatırlatıldığı anda bugünü anlamlandırma biçimimizin zeminidir. Bu yüzden geçmişle oluşturulan bağ sağlıklı değilse, yarınlara dair kurulan planlar, hayaller, idealler aşırı hassas ve kırılgan olur.

Geçmiş ile barışamayan toplumlarda iki anlayış vardır. Biri geçmişi tümüyle yücelten; diğeri geçmişi sadece yanlışlardan ibaret gören anlayıştır. Tümünü yücelten anlayış, eleştirel olmayı düşünmek istemez ve yücelttiğini koruyan tavır takınır. Geçmişi yalnızca hatalardan ibaret görüp eleştiren, doğrulara karşı kulaklarını tıkayan, bütün mesuliyeti tarihe yükleyerek bugünü aklamaya çalışan anlayıştır. Halbuki her iki anlayışın bilmediği bir şey vardır: Hakikati, doğruları ıskalıyor olmaktır. Çünkü geçmiş ne bütünüyle övünülecek bir hikaye ne de bütünüyle eleştiri sahasıdır.

Tarih, insan eliyle yazılmıyor mu? Elbette öyle...İçerisinde başarılar gibi başarısızlıklar, doğrular gibi yanlışlar, erdemler gibi zaafiyetler, olağanlar gibi olağanüstü hakikatleri barındırır. Kimliği ve karakteri sağlam olan toplumlar bu hakikatleri benimsemesini bilir. Olgun toplum ne maziyi inkâr eder ne de onun hatalarının gölgesinde yaşamı tercih eder. Hakikat ise; hatırlamak, yüzleşmek, anlamak; atiyi inşa etmenin vazgeçilmez kilidi ve şifresidir.

Geçmişi ile barışamayan toplumun ortak hafızası da zayıf ve fay hatları ile dolu olur. Güven duygusu erozyona uğrar. En ufak sarsıntıda kırılmalar büyür, sarsıntılar çoğalır, toplumsal parçalanma derinleşir. Bu yüzden toplum, uzlaşamadığı bir hikâyede geleceği inşa etmede zorlanır. Hafızası bölünmüş, parçalanmış toplumun pusulası bozuk, yön tercihi de dağınık ve yanlış olur.

Öte yandan tarihini aşırı idealize eden ya da bütünüyle reddeden bir zihniyet, yeni nesillere sağlıklı bir aidiyet duygusu kazandıramaz. Aidiyet hissinin olmadığı toplumda sorumluluk duygusu gelişmez. Halbuki geleceği inşa eden sadece teknik bilgi değil; aynı zamanda bireylerin "Ben bu ülkeye, bu vatana, bu topluma, bu kültüre aitim" diyebilme iradesidir.

Toplum geçmişle barışırsa, yanlışları mazur görmez aksine  onları doğru yere koyabilme cesareti gösterir. Övüneceği, ders alacağı durumları ayırt edebilir. İşte; bu olgunluk, toplumsal feraset ve özgüvenin temelini atar.

Aynı zamanda gelecek, geçmişten bütünüyle koparak da inşa edilmez. Lakin geçmişe pranga ile de bağlı kalınarak inşa edilemez. Doğru olan geçmişi üzerinde bir yük veya onu sığınak gören değil; bir deneyim, tecrübe sahası görebilmektir. 

Unutulmamalı ki; mazisi ile barışabilen toplumlar; atiye şüphe ve korkuyla değil, bilinçle, hakikatle ve kararlı irade ile bakar.

Sağlıklı yarınların inşası geçmişiyle barışık olan toplumların elinde olacaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan Trabzon Haber ve diğer kategorilerdeki haberlerdeki yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum
Mehmet Şal Arşivi

Güven Çökerse

19 Ocak 2026 Pazartesi 12:58

Dünden Yarına:"Ankara"

06 Ocak 2026 Salı 10:56

Büyük Oyun: Orta Asya

24 Aralık 2025 Çarşamba 12:35

İnsan Kalitesinde Çöküş

15 Aralık 2025 Pazartesi 09:54

Geçmişten geleceğe: Merkezi bakış

10 Aralık 2025 Çarşamba 11:07

BAĞIMLILIK ÇORAKLAŞAN ZİHİNLER

01 Aralık 2025 Pazartesi 11:35

Dünden bugüne Aydın Balcı

19 Kasım 2025 Çarşamba 12:58

İhtirasın bedeli

11 Kasım 2025 Salı 11:46