Mehmet Şal
GEÇMİŞLE BARIŞMAK
Toplum insan gibidir. Ne kadar hatırlıyorsa ondan fazlasını unutur, yüzleştiği ne kadarsa o kadar iyileşir. Geçmiş, sadece yaşanmış olayların toplamı değil; ağırlıklı unuttuklarının hatırlatıldığı anda bugünü anlamlandırma biçimimizin zeminidir. Bu yüzden geçmişle oluşturulan bağ sağlıklı değilse, yarınlara dair kurulan planlar, hayaller, idealler aşırı hassas ve kırılgan olur.
Geçmiş ile barışamayan toplumlarda iki anlayış vardır. Biri geçmişi tümüyle yücelten; diğeri geçmişi sadece yanlışlardan ibaret gören anlayıştır. Tümünü yücelten anlayış, eleştirel olmayı düşünmek istemez ve yücelttiğini koruyan tavır takınır. Geçmişi yalnızca hatalardan ibaret görüp eleştiren, doğrulara karşı kulaklarını tıkayan, bütün mesuliyeti tarihe yükleyerek bugünü aklamaya çalışan anlayıştır. Halbuki her iki anlayışın bilmediği bir şey vardır: Hakikati, doğruları ıskalıyor olmaktır. Çünkü geçmiş ne bütünüyle övünülecek bir hikaye ne de bütünüyle eleştiri sahasıdır.
Tarih, insan eliyle yazılmıyor mu? Elbette öyle...İçerisinde başarılar gibi başarısızlıklar, doğrular gibi yanlışlar, erdemler gibi zaafiyetler, olağanlar gibi olağanüstü hakikatleri barındırır. Kimliği ve karakteri sağlam olan toplumlar bu hakikatleri benimsemesini bilir. Olgun toplum ne maziyi inkâr eder ne de onun hatalarının gölgesinde yaşamı tercih eder. Hakikat ise; hatırlamak, yüzleşmek, anlamak; atiyi inşa etmenin vazgeçilmez kilidi ve şifresidir.
Geçmişi ile barışamayan toplumun ortak hafızası da zayıf ve fay hatları ile dolu olur. Güven duygusu erozyona uğrar. En ufak sarsıntıda kırılmalar büyür, sarsıntılar çoğalır, toplumsal parçalanma derinleşir. Bu yüzden toplum, uzlaşamadığı bir hikâyede geleceği inşa etmede zorlanır. Hafızası bölünmüş, parçalanmış toplumun pusulası bozuk, yön tercihi de dağınık ve yanlış olur.
Öte yandan tarihini aşırı idealize eden ya da bütünüyle reddeden bir zihniyet, yeni nesillere sağlıklı bir aidiyet duygusu kazandıramaz. Aidiyet hissinin olmadığı toplumda sorumluluk duygusu gelişmez. Halbuki geleceği inşa eden sadece teknik bilgi değil; aynı zamanda bireylerin "Ben bu ülkeye, bu vatana, bu topluma, bu kültüre aitim" diyebilme iradesidir.
Toplum geçmişle barışırsa, yanlışları mazur görmez aksine onları doğru yere koyabilme cesareti gösterir. Övüneceği, ders alacağı durumları ayırt edebilir. İşte; bu olgunluk, toplumsal feraset ve özgüvenin temelini atar.
Aynı zamanda gelecek, geçmişten bütünüyle koparak da inşa edilmez. Lakin geçmişe pranga ile de bağlı kalınarak inşa edilemez. Doğru olan geçmişi üzerinde bir yük veya onu sığınak gören değil; bir deneyim, tecrübe sahası görebilmektir.
Unutulmamalı ki; mazisi ile barışabilen toplumlar; atiye şüphe ve korkuyla değil, bilinçle, hakikatle ve kararlı irade ile bakar.
Sağlıklı yarınların inşası geçmişiyle barışık olan toplumların elinde olacaktır.