Günümüzde genel olarak sosyal medya platformları artık sadece bir paylaşım alanı değil aksine haber alma, kendini ifade etme, gündemi belirleme ve kitleleri yönlendirecek hale geldi. Sabah uyanır uyanmaz telefona doğru uzanmak, gün içinde herhangi bir platforma girerek defalarca akış yenilemek nefes alır gibi sıradan alışkanlık oldu. Bu platformlar sayesinde nerede olursak olalım dünyanın öbür ucundaki en küçük gelişmeden saniyeler içinde haberdar olabiliyoruz. Ayrıca bu durum işletmeler için de kendini tanıtma fırsatı bulundururken, bireyler ise düşüncelerini geniş kitlelere ulaştırabiliyor. Sosyal medya doğru ve etkili bir şekilde kullanılabildiğinde, toplumsal farkındalığı güçlendiren bir araç olabilmektedir.
Sosyal medyanın ne kadar olumlu tarafları olsa da aksine olumsuz yönleri de göze çarpmakta. Kullanıcıların sürekli görünür olma isteği, beğeni ve takipçi sayıları üzerinden şahsen benim çok anlamsız olarak gördüğüm fakat genele baktığımda ise bir “değer” algısı oluşturdu. İnsanlar çoğu zaman 'anı' yaşamak yerine takipçileriyle paylaşmaya, düşünmek yerine ise tepki vermeye yöneliyor. Durmaksızın ve süreklilik içerisinde olan akışta bilgi kirliliği, manipülasyon ve sınırları olmayan linç kültürü ise sosyal medyanın en ciddi problemleri arasında yer alıyor. Sosyal medya gençler için, maalesef kimlik inşasının yapıldığı bir alan haline gelirken, kıyas kavramı kişide özgüven sorunlarını da beraberinde getirebiliyor.
Bu noktada asıl mesele sosyal medyanın varlığı değil, bizim sosyal medya ile kurduğumuz ilişki. Bilinçli kullanım, dijital detoks aralıkları ve doğrulama alışkanlığı, bu mecrayı daha sağlıklı hale getirebilir. Sosyal medya hayatımızı kolaylaştıran bir araç mı olacak, yoksa bizi yöneten bir alışkanlığa mı dönüşecek? Cevap, ekranın diğer tarafında değil aksine onu tutan ellerde gizli.