Sabahları kafa ütülercesine çalan alarm ile başlayan gün, bir an olsun bile yanımızdan ayırmadığımız akıllı cihazlarımızla bölünüyor, zamana ayak uydurmak için yoğun bir tempo içerisinde ise bitiyor. Artık bizler bazı şeyleri sürece bırakmak yerine ‘hemen veya bir an önce’ olsun istiyoruz. Bunların başında ise başarı, para, ve mutluluk geliyor. Kimse bunlara ağız tadıyla ulaşabilmek için nelerden feda ederek çabalamamız gerektiğini merak bile etmiyor. Bu tarz durumların cevabı çoğu zaman yok, çünkü bizler bu aceleci tempo içerisinde bir türlü durum düşünmeye vakit ayırmadık.
Biz insanlar artık o kıymetli anları yaşamak yerine tüketiyor. Hep bir arada bir şeyler yeniyor veya kutlanıyor ama tadı kalmıyor, tarihi yerler geziliyor ama o yerler akıllarda kalmıyor. Her şey o karelere sığabildiği kadar var.. Akış içerisinde yavaş olan her şey bir o kadar sıkıcı, hedefe giden yolda duraklamak ise toplumda başarısızlık gibi algılanıyor. Oysa ki artık acele olan birçok şey git gide bir o kadar eksiliyor.
Toplum içerisinde en büyük lükslerden biri, herhangi bir kişiye yetişme derdi olmadan rahat bir şekilde yaşayabilmektir. Herkes yoğun bir tempo ile acele bir şekilde koşarken yürümeyi göze almak, herhangi bir şey için geç kalmayı değil yanlış yerde erken olmayı dert edinmek.. Çünkü hayat bir yarış değil, hem de bir şeyi erken bitirenin kazandığı bir oyun hiç değil. Asıl mesele, o hedefe veya isteğe vardığında özünü değiştirmeden kendin olarak kalabilmektir.