Eski dünya düzeni bu yüzyılın başında yıkılırken yeni dünya düzeni uluslararası tekellerin hayali olarak ortaya çıkmıştır.

Düzeni kurma hayali şu an yaşanan gelişmelerle" Dünya Düzensizliği " olarak karşımıza çıkmaktadır. Çok hızlı bir şekilde yeni düzene doğru gidişi gösteren gelişmeler yaşanmaktadır. Bu gelişmeler uzay teknolojisi, medya oluşumları, bilgisayar teknolojileridir. Bunları inkar etmek mümkün değildir. Doğal olarak bunların insanlığa yansıması olacak. Ancak esas olan yaşanan gelişmeleri hızlı takip etmek uyum sağlamak adapte olmak ve bu gelişmelerle yaşamayı öğrenmektir.

Yeni düzende büyük merkezler, egemen ülkeler, sermaye merkezleri, tekelci güçler dünyayı tek bir pazara dönüştürmeye çalışmaktadır. Yani Amerika'da ne satılıyorsa Türkiye'de, Japonya'da, Irak'ta, Güney Afrika'da aynı şeyleri satarak global bir market oluşturmaya çalışıyorlar. Tüketici bir toplum oluşturma amacındadırlar. Bu sayede tekelci yapı ile birçok şirket iflas ettirilecek tekelleşmenin önü açılacaktır. Tekelci  kapitalizmin amacı özelleştirme, kamu kurumlarının tasfiyesi, yerelleştirmeyi oluşturmaktır. Merkezi yönetimin yerel güçlere devridir. Daha da önemlisi alt kimliklerin gündeme getirilerek, etnik yapıları kaşıyarak ulusal devlet yapılarını parçalamaktır. Yani şehir devletleri tarzında yapılar oluşturma amaçlanmaktadır. Bu büyük merkezler; teknolojik üstünlükle, bilgisayar ağlarıyla, medya kanalları ile yönlendirdikleri devletler arzulamaktadır.

Türkiye'ye empoze edilmek istenen yönetim tarzı olan federasyon tartışması bu durumla ilgilidir. Küreselleşme, liberalleşme, özelleştirme, yerelleşme, sivilleşme bu devlet yapısının oluşturulma çabası ile ilgilidir. IMF'nin, Dünya bankası'nın belediyelere ve sivil toplum kuruluşlarına kredi açması bu doğrultuda olan girişimlerdendir.

Nasıl ki; 1950'li yıllarda üçüncü dünya devletlerinin Endonezya'da sosyalizme, kapitalizme karşı  Bandung Konferansı düzenledi, oluşturulmak istenen bu yeni şehir devleti düzenine karşı ulusal merkezi devlet yapısını korumak için yeni bir Bandung konferansı düzenlenmesine ihtiyaç vardır.

Kapitalizmin emperyalist zeminde dayattığı küreselleşme tartışmaları bu saldırıya maruz kalan Türkiye gibi ulusal devletler bir araya gelip merkezi yapıları koruma adına tartışmalar yapmalı çözüm yolları üretmelidir. 

Pasif hale gelen Birleşmiş Milletlerin aktifleştirilmesi ve yeni bir yapılanmaya ihtiyaç vardır. Bu olmuyorsa Türkiye gibi ulusal devletlerin Asya, Afrika, Latin Amerika  ülkelerinin bir araya gelerek yeni bir örgütlenmeyi gerçekleştirmesi gerekir.

SSCB'nin parçalanması tek kutuplu dünyayanın oluşmasına sebep olmuştur. Bunun sonucu olarak ABD doğrudan veya dolaylı yollardan dünyaya tek süper güç olduğunu dayatmıştır.  Bu bağlamda ABD, NATO'yu kullarak Avrupa'yı yönlendirmeye çalışıyor. Doğuya genişleyip etki alanını artırmak istiyor. Ukrayna'da şu an yaşanan gelişmeler bu paralelde değerlendirilmelidir.

Rusya'nın ve  Yugoslavya'nın parçalanması Doğu Avrupa'da Balkanlar'da, Çeçenistan'da Osetya'da Gürcistan'da Karabağ'da Ukrayna'da savaş Kafkaslarda otorite boşluğuna ortam hazırladı. 

Haliyle Rusya'nın dağılması, Avrupa ve Asya'nın bütünleştiği coğrafya olan  Avrasya'nın kontrolsüz kalmasına neden oldu. Bu durum bu bölgede sıcak çatışmalara ortam hazırladı. 

Türkiye Cumhuriyeti devleti merkezinde olduğu Avrasya'da kurulmak istenen yeni dünya düzenine ilgisiz kalamaz. Kosova'da, Makedonya'da, Ukrayna'da, Osetya da, Çeçenistan'da, Bosna'da,  Karabağ'da, Suriye'de, Irak'ta  savaş ve sorunların çıkması Türkiye için şu gerçeği ortaya koymuştur: "  Karadeniz, Kafkasya, Balkanlar, Ortadoğu ve Orta Asya ile çevrilmiş bir coğrafyada Türkiye merkez ülke konumundadır. Türkiye'de yaşayan halkın içerisinde bu coğrafyalardan gelen insanlar yaşamaktadır. Türkiye istese de istemese de bu bölgedeki her soruna veya duruma ilgi duymak, ilgilenmek, politika geliştirmek durumundadır. "

Yeni dünya düzeninde emperyal güçler mesela " Boğazların " yeniden yapılandırılmasını istenmektedir. Montrö Antlaşması'nı yeniden gözden geçirilmesini gündeme getirilmektedir. 

Diğer taraftan küresel ısınmaya bağlı olarak su meselesi sorunu  gündeme getirilemektedir. Özellikle güneye yakın bölgelerde su kaynaklarının azalması neticesinde kuzeydeki bölgelerin sularının kullanımı için arayış içerisindeler. Mesela; Fırat, Dicle gibi su kaynaklarından Irak, Suriye, İsrail'in hak iddia etmesi gibi. Güneydoğu'da yerel devlet yapılanmasını dayatıp koz olarak kullanmaları bu sorunla bağlantılıdır. 

Türkiye'nin Misak-ı Milli sınırlarını korumada önemli bir parçası Güneydoğu'dur. Küresel aktörler su konusunun haricinde bölgedeki tarım alanlarının, enerji kaynaklarının ve koridorunun kontrolü konusunda  Türkiye'nin karşısına önemli zorluklar çıkarmaktadır. Egemen güçler bölgede istediklerini başarmak için PKK, PYD gibi  terör örgütülerini destekleyerek, örgütleyerek, askeri yardımlar yaparak, finans desteği vererek Türkiye'nin bölgedeki gücünü kırmak sorunu çözmedeki iradesini zayıflatmak amacındadırlar. 

Türkiye  bağımsız bir ülke olarak kendi çıkarlarını koruyabilmek adına batılı emperyalist unsurlara karşı denge kurmak için Çin, Hindistan, Japonya, Rusya, Kazakistan gibi ülkelerle Asya pazarı oluşturmayı hedeflemesi kendi ulusal çıkarlarına uygun olacaktır.

Bugün itibariyle tek kutuplu dünyadan çok kutuplu dünyaya gidilirken Rusya, Çin, Hindistan, Japonya gibi ekonomik olarak büyük bir devlet olmayan Türkiye şu anda kutup başı olma durumuda değildir. Sanayileşme sürecini tamamlarsa iç sorunlarına çözüm bulabilirse iç ve dış politikada barışı tesis edebilirse ekonomik büyüklüğü geliştirebilirse enerji koridorunu kontrole alabilirse etnik ve mezhepsel sorunlardan arınabilirse tarım ve hayvancılıkta atılım yapabilirse kıtalar arası merkez olma konumunu kendi kontrolüne alabilirse o zaman Türkiye kutup başı olabilme fırsatı yakalayabilir. Ancak bunu başarabilmek çok güçlü siyasi irade ve zaman gerektirir.

Aynı zamanda bölgedeki devletlerin bir araya gelerek kendi içlerindeki dayanışma sürecini bir bölgesel birliğe dönüştürmeleri gerekmektedir. Öyle bir çözüm eğer hızlı bir süreç içinde gerçekleşirse bölgedeki savaş durumu ortadan kalkar ve bölgede barış düzeni kurulur. Bölgede kurulabilecek birlikler,  işbirliği teşkilatları var olan barışı sağlayacağı gibi bölgedeki otorite boşluğunu da ortadan kaldırabilir.

Avrasya seçeneği ve yapılanması Türkiye'nin geleceği açısından birinci derecede önem taşımaktadır. Türkiye bir Avrasya ülkesi olarak Avrasya'nın yeniden yapılanma sürecinde yeni plan ve programlarla öne geçerek bölge ülkelerine öncülük yaparak siyasi ekonomik ve askeri açıdan lider devlet olma  fırsatını kaçırmamalıdır.