Yaşamın en acı gerçeklerinden biridir korku. Kimi zayıf  iradeli olup ona yenik düşer, kimi gerçeklerle yüzleşmek için mücadele verip korkuları alt eder. O zaman özgür ve mutlu yaşama yol açar. Mesele, korkulara ve korku düzenine yenik düşenlerde...

Zaman içerisinde korku ve korkaklık insanın ruhunu esir alır. Tepkisizlik, sessizlik, cesaretsizlik her yere egemen olmaya başlar.  Bu ortamı arzulayanlar için büyük fırsat olur. Korku ortamında sahte cesur çakallar, sırtlanlar her mekanda at koşturmaya başlar. İşte o zaman vay olsun halimize...
         
Korkaklar cesaretsiz, cesaretsizler korkak olur. Az bir tehdit karşısında sinerler. Ömür boyu boyun eğen, ses çıkarmayan, var olan statüyü kabul eden hale gelirler. Sinik, silik, pasif, suskun korkaklar çakalların sırtlanların önünü daha da açarlar. İşte orada ayaklar baş, başlar ayak olur ve çarpık bir düzen ortaya çıkar. 

Sahte cesurlar kendi düzenlerini kurarlar. Çivisi çıkmış düzenden herkes rahatsız olur ama korkudan ses çıkaramazlar. Çünkü, ses çıkarırsa başına her türlü şeyin gelebileceğini düşünürler. Onun için" tek akıllı ben miyim?" der, başkasının ses çıkarmasını beklerler. 

Allah uzun ömürler versin anam çocukluğumuzdan itibaren bir yanlışı, haksızlığı vb. gördüğümüzde tepki verince  hep şöyle derdi bize: " Oğlum bir şey olduğunda siz karışmayın, size mi kaldı,  başkası sesini çıkarmıyor size ne,  başkası konuşsun. "Eminim ki, bir çok insan aynı telkinle büyüdü. Yanlışlara hukuksuzluklara, haksızlıklara sen ses çıkarma, ben çıkarmayayım, kim ses çıkaracak ?  Yani hep böyle mi devam edecek?
         
Toplumun korkaklara değil cesurlara ihtiyacı var. "Bana dokunmasın da ne olursa olsun demeyecek." Başkasına yapılanı kendisine yapılmış gibi görecek. Hukuk ve demokratik haklar çerçevesinde gerekli tepkiyi verecek. 
         
Korkuları ruhlardan yüreklerden, dillerden silip atmalı. Her türlü haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik, düzensizlik, yolsuzluk, menfaatçilik karşısında dik durmalı, omurgasız olmamalı. Zaten milletin başına ne geldiyse omurgasızlardan geldi.
            
Faili meçhul olur ses yok. Cinayet olur ses yok. Hukuksuzluk olur ses yok, çalma çırpma, yağma talan olur ses yok. Yolsuz işler olur ses yok.  Kenara çekil seyret. Tepki veren olursa onlara da burun kıvır, dudak bük, yan bak. Aman! Sana mı kaldı? dercesine tutum sergile. Maalesef korkunun olduğu yerde bunlar olur.

Çocuklar öksüz yetim kalmış, körpe yavrular babaaaaa diye bağırmış, ana babaların yürekleri parçalanmış gözleri ağlamaktan kan çanağına dönmüş, ocaklarına ateş düşmüş derdine mi? Yeter ki ona birşey olmasın. Hâlbuki; o ve onun gibiler kalpleri taşlaşmış, vicdanları kurumuş, insanlığı kalmamış,  onurunu kaybetmiş korkaklardır.
         
Haksızlık karşısında susanlar "dilsiz şeytanlardır." Onlar işlerine nasıl gelirse öyle yaparlar. Onlara sorarsan kendileri iyi insan, has müslümandırlar. 
          
Sahte cesurlar, sahte kabadayılar ne yapıyorsa inancı için toplumu için milleti-devleti için herşeyi yaptıklarını söylerler. Yaptıklarının hak olduğunu izah ederler. Hâlbuki her erki, statüyü ekonomik gücü, inancı kendi çıkarları için kullanan bencil menfaatçilerden başka bir şey değillerdir.
         
Korkaklar zalimdir, zalimler de korkaktır. Oturdukları o sıcak yerleri kaybetme korkusu yaşarlar. Kaybetmemek için herşeyi bir tarafa bırakır kendi gücünü, egemenliğini, maddiyatını, şatafatlı yaşamını havuzlu villalarını, deniz manzaralı köşklerini velhasıl elde ettiği tüm gücünü kaybetme korkusu onları zulme, zalimliğe yönlendirir. Zulüm bataklığına bir defa battı mı daha da batmaya devam eder.
           
Güce tapan korkaklar kendi çıkarları için onlarla birlikte hareket eder. Böylece kokmuşluk, kokuşmuşluk, çürümüşlük, rezalet her tarafa sıçrar. İğrenç bir zemin ortaya çıkar.
        
Nasıl ki; zifiri karanlığın sonunda güneş doğar;  kokuşmuşluğun, iğrençliğin ve zulmün de bir sonu var. Korku düzeninin  bir sonu var. Neticede; haktan, hukuktan, adaletten, doğruluktan, dürüstlükten yana olanlar,  zulme sessiz kalmayanlar sabırlı olanlar kazananlar olacaktır.
          
İstediğiniz kadar korku düzeni kurun, istediğiniz kadar insanları canları ile imtihan edin,  istediğiniz kadar ekonomik gücünüz olsun, istediğiniz kadar statünüzle masumları ezin, istediğiniz kadar acımasız olun, istediğiniz kadar yıkılmaz diye düşündüğünüz koruyucu duvarlar örün, istediğiniz kadar insanları korkutun , istediğiniz kadar zulüm yapın. Şafağın söktüğü gibi çilenin gözyaşlarının, zulmün de sonu vardır.
           
Korku duvarları, setleri kurup kendinizi koruma altına almaya kalksanız da cesurlar; hukuksal zeminde, adalet üzere ses verenler sel gibi gelip bu duvarları ve setleri yıkıp geçecektir.
 
Ne yaparsanız yapın " Korkunun ecele faydası yok." denir ya; zamanı geldiğinde o korkaklar gerçeklerle yüzleşecek, demokratik hakkaniyet düzeni tesis edilecek.. Zulmün yerini adalet alacak. Adaletin terazisi gönüllere su serpecek, ruhları ferahlık saracaktır.
         
Sonuç şudur ki;  korkakların dini, mezhebi,meşrebi, milliyeti olmaz. İnşa ettikleri düzenin devamı için sonuna kadar zalimlik yapmaktan kaçınmazlar. Akla hayale gelmeyen hileler, düzenbazlıklar, yalakalıklar yaparlar. Riyakarlıklarıyla temiz duyguları kandırır ve sömürürler. Kaybedeceklerini anladıklarında akıl almaz her yola başvururlar. Çıkarları için her yolu mübah görürler.

Allah kimseyi korkan ve korkaklardan eylemesin. Cesaretle göğsünü gere gere ak ve pak omurgalı yaşayanlardan eylesin. Cesur olmayı merhamet, adalet  üzere yaşamayı nasip etsin.