Emrah Yücesan
Bir Nesil Çalışarak Zengin Olamayacağını Anladı
Ben 1980’li yılların çocuğuyum. Bize küçüklüğümüzden beri hep aynı şey öğretildi: “Çalışırsan başarırsın.” “Dürüst olursan kazanırsın.” “Emek veren karşılığını alır.” Biz de buna inandık. Sabah erkenden kalktık, işimizin başında olduk, risk aldık, borca girdik, mücadele ettik. Kimi dükkân açtı, kimi şirket kurdu, kimi memur oldu, kimi esnaf. Herkesin ortak noktası şuydu: Daha iyi bir hayat kurabilmek. Ama bugün özellikle 20’li ve 30’lu yaşlardaki gençler başka bir gerçekle karşı karşıya. Artık sadece çalışmanın yetmediğini görüyorlar. Çünkü bu ülkede bir insan sabah 8’den gece 10’a kadar çalışıp hâlâ kira hesabı yapıyorsa, burada bir problem vardır. Bir genç üniversite okuyup ailesinin yanında yaşamaya devam ediyorsa, burada bir problem vardır.
İki maaşlı insanlar bile ay sonunda kredi kartını döndürmeye çalışıyorsa, burada çok ciddi bir problem vardır. Eskiden insanlar zengin olmayı hayal ederdi. Bugün insanlar sadece biraz huzur istiyor. Bir araba almak mesele oldu. Ev sahibi olmak zaten başka bir dünyanın hikâyesine döndü. Tatil yapmak lüks oldu. Dışarıda ailesiyle yemek yemek bile artık hesap kitap işi. Daha kötüsü ne biliyor musunuz? İnsanlar artık yorulduğunu bile söyleyemiyor. Çünkü herkes aynı durumda. Bir kafeye gidiyorsun, herkes şık giyinmiş. Sosyal medyaya bakıyorsun, herkes mutlu. Ama gerçekte insanların büyük kısmı kredi borcu, gelecek kaygısı ve psikolojik baskıyla yaşıyor. Kimse kimseye tam gerçeği anlatmıyor. Bugün Türkiye’de en büyük sorun sadece ekonomi değildir. Umut kaybıdır. Çünkü bir nesil ilk defa şunu düşünmeye başladı: “Ben ne kadar çalışırsam çalışayım, hayatım gerçekten değişecek mi?” İşte tehlikeli olan nokta budur. Çalışmanın karşılığını alamadığına inanan toplum üretmek istemez. Risk almak istemez. Hayal kurmak istemez. Bugün gençlerin çoğu neden yurt dışı düşünüyor sanıyorsunuz? Sadece para için değil. Adalet duygusu için. Emeklerinin karşılığını alabileceklerine inanmak için. Bir gün gerçekten nefes alabilecek bir hayat yaşayabilmek için. Ben Trabzon’da yıllardır ticaret yapan bir insanım.
İnsan görüyorum, esnaf görüyorum, öğrenci görüyorum, aile görüyorum. Eskiden insanların gözünde bir mücadele heyecanı vardı. Şimdi ise ciddi bir tükenmişlik hissi var. Herkes güçlü görünmeye çalışıyor ama toplum sessiz şekilde yoruluyor. Bakın, bu yazıyı karamsarlık yaymak için yazmıyorum. Tam tersine, gerçeği kabul etmeden hiçbir şeyi düzeltemeyiz diye yazıyorum. Bu ülkenin hâlâ çok çalışkan insanları var. Hâlâ üretmek isteyen gençleri var. Hâlâ mücadele eden aileleri var. Ama insanlar artık şunu görmek istiyor: Çalışanın gerçekten kazandığı, dürüst olanın ezilmediği, gençlerin hayal kurabildiği bir düzen. Çünkü bir toplumun en büyük çöküşü ekonomik değil; insanların geleceğe olan inancını kaybetmesidir. Ve bana göre bugün Türkiye’nin en büyük meselesi tam olarak budur.

