19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı yine geldi.
Eskiden günler öncesinden hazırlık yapılır, okul bahçelerinde provalar başlar, herkes o coşkuyu içinde hissederdi. Şimdi ise aynı heyecanı bulmak giderek zorlaşıyor.
Hala gururla andığımız, tarihimizin en önemli dönüm noktalarından biri olan 19 Mayıs’ı eskisi kadar güçlü bir coşkuyla kutlayamıyoruz ki bunun nedeni bugünün gençleri yalnızca sınavlarla değil, hayatın ağır gerçekleriyle de mücadele etmek zorunda kalıyor maalesef..
Eskiden gençler büyürken “Ne olacağım?” diye hayal kurardı. Şimdi ise çoğu genç önce “Ne olmak istemiyorum?” diye düşünüyor. Çünkü hayaller kurulmadan önce hayatın zorlukları çıkıyor karşılarına. İşsizlik korkusu, geçim derdi, gelecek kaygısı daha genç yaşta omuzlarına yük oluyor.
Bugünün gençleri yalnızca başarı baskısıyla değil, ayakta kalma mücadelesiyle mücadele halinde. Kimi okumak için şehir değiştiriyor ama barınamıyor, kimi mezun oluyor ama iş bulamıyor. Kimi hayalini ertelemek zorunda kalıyor, kimi de hayal kurmaktan vazgeçiyor. Belki de en acısı bu; gençlerin umut etmeyi bırakması.
Oysa bir ülkenin en büyük gücü gençleridir. Umudunu kaybetmeyen, kendini değerli hisseden bir gençlik geleceği de ayağa kaldırır. Bayramlar sadece törenlerle, marşlarla ya da kutlamalarla anlam kazanmaz. Gençlerin yüzündeki umutla, gözlerindeki heyecanla gerçek anlamına ulaşır.
Bu yüzden gençlerimize verebileceğimiz en güzel bayram hediyesi; daha adil, daha güvenli ve daha umut dolu bir gelecek olabilir. Kendilerini yalnız hissetmedikleri, hayal kurabildikleri, emeklerinin karşılığını alabildikleri bir yaşam… Belki de bugün en çok ihtiyaç duydukları şey tam olarak budur.