Lise mezunu kadın, halkımıza hekim olarak 1 yıl canla başla hizmet ettikten sonra geçenlerde yakayı ele vermiş.

Aynı akıbeti yaşayan bir başka hanımefendi de sahte diplomayla 19 yıl öğretmenlik yapmıştı. Bu süre içinde birçok başarı belgesi almış, hatta “yılın öğretmeni” seçilmişti. Arabayı “ehliyet” sürmüyor birader! 32 yıllık meslek hayatında tek bir “aferin” almamışsın, neyin dalgasını geçiyorsun?..

Evrim biyologlarına göre, konuşma ve yalan söyleme becerileri bir arada gelişiyormuş. Ne kadar çok sözcük, o kadar güzel yalan… İşaret dili öğretilen maymunların bile yalana takla attırmaya başladığı gözlemlenmiş. Fakat en iyi yalancıların, edebiyatçılar olduğu da bir vakıa. “Aldanma ki şair sözü elbette yalandır.” demiş ya üstat. O tür bir yalancılık bu.

“Sen bana yalancı mı diyorsun?” diye çıkışanlar olur zaman zaman. Estağfurullah kardeşim, ben demiyorum, müspet olmayan bilim söylüyor: Kendimi tenzih ederim, kişioğlu haftada ortalama 13 yalan söylüyormuş. Üstelik ciğerde yara varken “Yok bi şey…” demek buna dâhil değil.

12. sınıf öğrencisi, “Kefal bir hayvan mıdır?” diye sordu. Evet, evladım. Sazan da bir insandır. Eğitim sistemimiz mükemmeldir. Televizyon, en doğru haber kaynağıdır. Ekonomimiz de iyidir, ellerinizden öper. Markete gidince görüyorsun zaten, “Harca harca bitmez.”

Malûmunuz, avcılar da palavracı olarak bilinir. Ama genelleme yapmak doğru değildir.

Bir avcı etrafındaki çocuklara maceralarını anlatıyor:

“Ormanda karşıma bir anda kocaman bir ayı çıktı. Derhal tüfeğime davrandım. Paaat!.. Ayıyı göğsünün ortasından vurdum. Fakat hayvan çok güçlü. Yıkılmadı, beni kovalamaya başladı. Ben kaçıyorum, ayı kovalıyor. Ben koşuyorum, ayı ardımda. Bir tepenin üzerine vardım ki ne göreyim?”

“Ne gördün amca?”

“Yol bitmiş, sonrası uçurum, eyvahlar olsun! Tüfeğimde mermi yok, dizlerimde derman yok…”

Hikâye burada çıkmaza giriyor.

“Eee, sonra ne oldu amca?”

“Ne olacak evladım? Ayı beni yedi…”

Gerçek şu ki bir arada güzel güzel yaşamak, yalandan dolandan münezzeh olmakla mümkündür. Her ne kadar eski Yunan tanrıları tek ayak üstünde kırk yalan söyleseler de çok şükür hepsi öldü gitti. Dinler ve töreler yalanı yasaklıyor. Lakin hukukun bu konuda hoşgörü sahibi olduğu söylenebilir. İnkalar yalancıları hapse atıyorlarmış. Günümüzde bunun mümkünü yoktur. Eski bir siyasetçi, Meclis’te muarızlarına “Siz vatanı satıyorsunuz!” deyince, “Yok canım! O kadar büyük arsayı kim alır?” demiş ya muhatabı. O kadar büyük hapishane nerede efendim?

Dürüstlük, öğretilebilir bir erdem olarak görülüyor. 

Elin oğlu ikiz yavrularını yüzme havuzuna götürmüş, öykümüz gerçek. Kapıda bir yazı: 

“6 yaş ve aşağısı ücretsiz.” 

Gişedeki memur soruyor: 

“Çocuklarınız kaç yaşında beyefendi?” 

“6 buçuk…”

Arkadaki adam uyanık. Eğilip fısıldamış:

“6 deseydin ya!.. Memur nereden bilecekti ki?..”

Adam geri dönüyor:

“Çocuklar kaç yaşlarında olduklarını biliyorlar efendim...”