Bir şehrin adıdır Trabzon…
Ama Trabzon’u anlatmaya “şehir” demek yetmez. Çünkü Trabzon, tek bir kelimeye sığmaz. Bazen hırçın bir denizdir, bazen suskun bir yağmur. Bazen de hiç tanımadığın birinin sana içtenlikle “uşağum” diye seslenmesidir.
Bu şehirde acele yoktur ama herkes telaşlıdır. Sokakta yürürken bir anda yağmur bastırır; kimse şikâyet etmez. Çünkü burada yağmur sıradan bir hava olayı değil, hayatın dilidir. Alışıksındır. Yağmurla yaşarsın, yağmurla yürürsün.
Trabzon insanı dışarıdan sert görünür. Ama ilk cümleden sonra yumuşar. Bazen bir çay ikramı her şeyi anlatır. Çünkü çay burada sadece içecek değildir; tanışmanın, paylaşmanın, kısa bir samimiyetin adıdır.
Trabzon’un vazgeçilmezi çoktur ama en başta Trabzonspor gelir. Bordo-mavi sadece renk değildir; bir duruştur, bir kimliktir. Aslında Trabzon’u Bordo Mavi diye de anlatırsın.
Bu şehirde deniz sadece manzara değildir. Dalgaların sesi bazen insanın iç sesiyle karışır. Bazen hırçınlaşır ama hiç susmaz. Trabzon insanı da böyledir. Haksızlığa susmaz, memleketine susmaz. Boyun eğmez. Hele konu Trabzonspor’sa, sabaha kadar tartışır.
Hatıralar bile yokuşludur burada.
Çocukluk bir mahalle arasında kalmıştır.
Gençlik, yaylada yağmur altında oynanan bir maçtadır.
Futbol sadece bir oyun değildir Trabzon’da. Bir inadın, bir inancın adıdır. Kazanınca sevinç sesi yükselir, kaybedince inat büyür. Ama bu şehir her zaman dimdik durur.
Trabzon; biraz inat, biraz gurur, çokça bağlılıktır. Gitmek zorunda kalanların içinde bir sızı, kalanların dilinde bitmeyen bir özlemdir.
Trabzon’dan çıkarsın ama Trabzon senden çıkmaz. İçinde hep bir anı gibi kalır.
Belki de bu yüzden Trabzon’u anlatmak çok zordur.
Çünkü Trabzon anlatılmaz… Hissedilir.