Bazen bir maç sadece bir maç değildir. Bazen bir skor tabelası, bir şehrin kalp atışını yansıtır. Trabzonspor’un Galatasaray karşısında aldığı 4-1’lik mağlubiyet, sadece bir futbol karşılaşmasının sonucu değil; bir hayal kırıklığının, bir yalnızlığın, bir çaresizliğin dışavurumuydu. Taraftarın gözleri doldu, sesi kısıldı, yüreği burkuldu. Çünkü bu şehir, her zaman savaşan bir takım izlemeye alışkındı. Ama bu kez sahada ne savaş vardı ne umut.
Maç boyunca Trabzonspor, sanki kendi kimliğini unutmuş gibiydi. Top rakipteydi, tempo rakipteydi, istek rakipteydi. Bizde ise eksikler, dağınıklık söz konusuydu. Sakatlıklar elbette vardı ama eksik olan sadece oyuncular değildi; ruh eksikti, direnç eksikti, inanç eksikti. Galatasaray her atağında biraz daha derin yaralar açtı. Her gol, sadece kaleye değil, yüreklere de atıldı. Bordo-mavi formalar sahadaydı ama o formanın ruhu sanki soyunma odasında kalmıştı.
Sonuç itibarıyla,
Bu mağlubiyetin ardından geriye sadece bir soru kalıyor: Bu takım nasıl ayağa kalkacak? Cevap belli: Bu takım, ancak doğru transferlerle, doğru dokunuşlarla ve en önemlisi inançla yeniden ayağa kalkabilir. Çünkü bu şehir pes etmeyi bilmez. Çünkü Trabzonspor düştüğünde değil, kalkmadığında kaybeder. Şimdi yapılması gereken, bu enkazın altından yeni bir umut çıkarmak. Transfer şart ama sadece ayaklara değil; yüreklere de dokunacak bir yeniden doğuş şart. Çünkü bizler sadece futbol izlemiyoruz. Bizler, Trabzonspor’un hikâyesini yaşıyoruz.