Tarih kitaplarının başrolleri genelde liderler veya büyük savaşlar olur. Ancak zamanın gerçek görgü tanıkları çoğu zaman sessiz olanlardır. Bir han, bir yazıt veya harap olmuş bir kitabe.. Asırlar boyunca ne bir alkış isterler ne de herhangi bir övgü. Sadece olduğu yerde hiçbir yere gitmeden dururlar. Bu durum tez canlılara sabrın çok değerli bir şey olduğunu öğretirler. Bugün bakıp geçtiğimiz bir taş, belki de geçmişin bütün yükünü küçücük şekliyle sırtlamıştır.
Geçmişle kurduğumuz bağlar ağırlıklı olarak seçicidir. Hoşumuza giden anları hatırlar ve anımsarken zor veya işimize gelmeyen herhangi bir şeyi ise görmezden geliriz. Oysa tarih, parçaları tamamlanmış bir yapboz gibi bir bütün olarak anlamlıdır. Zaferler kadar yenilgiler de aynı şekilde bizler için öğreticidir. Varlık kadar iflaslar da buna örnek olabilir. Sokakta yürürken, adımlarımızın altında kaç hayatın iz bıraktığını düşünmeyiz. Oysa ki her bir taş, bir dönemin tanığıdır ve o anlar, bugünlere de anılarını geleceğe aktarır.
Belki de düşünmemiz gereken şey, tarihin bize ne söylediği değil o'nun bize anlattıklarını doğru bir şekilde idrak edebilmemizdir. Çünkü geçmiş, toplum ne kadar farkında olmasa da sürekli konuşur ancak sesini yükseltmez. Anlamak isteyene küçük bir fısıltı yeterlidir. Tez canlı olmayan, doğru açıdan bakabilen ve sorular sormaktan çekinmeyenler için tarih, sadece geride kalmış bir zaman değil, bugünü anlamanın en sağlam yoludur.