AĞIRALİOĞLU KANTARIN TOPUZUNU KAÇIRDI!
Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, çeşitli temaslarda bulunmak üzere Trabzon’a geldi. Yayla programının ardından il başkanlığının düzenlediği kahvaltıda basın mensuplarıyla bir araya geldi. Masada hem gündeme ilişkin değerlendirmeler yapıldı hem de sorular yanıtlandı.
Ancak kahvaltının en çok konuşulan bölümü siyasi açıklamalar değil, Ağıralioğlu'nun gazetecilere yönelik kullandığı bir cümle oldu.
"Basın kahvaltıyı seviyormuş. Adınız çıktı."
Masadaki hava o andan itibaren değişti. Kimi gazeteci sözleri tebessümle karşıladı, kimi ise bu ifadeyi mesleğe yönelik haksız bir genelleme olarak değerlendirdi. Hatta bazı isimlerin buna itiraz ettiği, "Herkesi aynı kefeye koymamak gerekir" diyerek düşüncelerini doğrudan genel başkana aktardığı da konuşuldu.
Şimdi burada sadece Yavuz Ağıralioğlu'nu eleştirip geçmek kolay. Ama meseleye biraz daha derinden bakmak gerekiyor.
Çünkü böyle bir cümle durduk yere kurulmaz.
Bir genel başkan, bulunduğu şehirde basına karşı bu kadar rahat bir ifade kullanıyorsa, belli ki öncesinde kendisine böyle bir tablo çizilmiş. Demek ki il teşkilatından ya da organizasyonu yapan isimlerden bu yönde değerlendirmeler yapılmış ki, o da bunu rahatlıkla gazetecilerin yüzüne söyleyebildi.
İşte asıl sorgulanması gereken nokta burası.
Ne yazık ki Trabzon basınının kendi içinde uzun süredir konuştuğu ama yüksek sesle dile getirmediği bazı alışkanlıklar var. Davetten davete koşanlar, haberi ikinci plana itip ikramı öne çıkaranlar, mesleğin ağırlığını unutanlar...
Kimse alınmasın ama bu görüntüler yıllardır oluşan algıyı besledi.
Elbette aynı kefeye konulamayacak, mesleğini hakkıyla yapan, bulunduğu her ortamda önce gazeteciliğini temsil eden çok sayıda isim de var. Onlara haksızlık edilmesini kimse istemez.
Ama birkaç kişinin oluşturduğu görüntü, bütün camianın hanesine yazılıyor.
Bu yüzden kızılması gereken yalnızca Ağıralioğlu'nun sözleri değil, o sözlerin söylenmesine zemin hazırlayan anlayıştır.
Şimdi gelelim işin siyasi tarafına...
Yavuz Ağıralioğlu da önce dönüp kendi cephesine bakmalı.
Henüz Türkiye genelinde beklenen karşılığı bulamamış, Trabzon'da bile teşkilatlanma tartışmalarını aşamamış, yeni kurulmasına rağmen parti içinde fikir ayrılıklarıyla gündeme gelen bir yapının genel başkanı olarak, gazetecilere ders vermeye kalkmak ne kadar doğru?
Siyasette algı yönetmek kolaydır, karşılık bulmak zordur.
Sürekli büyüdüğünü söylemekle büyünmüyor, sürekli gündemde kalmakla da siyaset güç kazanmıyor.
Bazen bir cümle kurmadan önce, o cümlenin size nasıl döneceğini de hesaplamak gerekir.
Ezcümle…
Bu olayda hem Trabzon basınının kendisine dönüp bakması gereken yönler var hem de siyaset kurumunun gazeteciliği hafife alan üsluptan uzak durması gerekiyor.
Çünkü saygı tek taraflı olmaz.
Gazeteci de saygıyı hak eder, siyasetçi de...
Ama önce herkes kendi aynasına bakmalı.

***
KURUMSAL TABELALAR VE TÜRKÇE ENGELLERİMİZ
Her fırsatta söylüyoruz; Türkçe önemli.
Dilimizdeki kullanım bozukluklarının git gide yaygınlaşması üzerine bir yandan Türk Dil Kurumu, diğer yandan dil ve diksiyon hocaları özel web siteleri kurdu.
Uzman ve yetkililer (Kitap okuma oranlarımız ortada olduğundan) geleneksel-empirik iletişim kanalları üzerinden yapamadıklarını dijital medya-internet üzerinden gerçekleştirmeye çalışıyor.
Bu arada resmi kurumların uygulamaları da önemli tabii.
Onların da dilimizi özellikle yazarken çok dikkat etmeleri şart.
Örneğin Fatih Devlet Hastanesi arkasındaki bu otopark.
Hafta içi hergün yoğunluk yaşayan otoparkın girişinde engellilere ayrılmış bölümün gelen-geçen her sürücü tarafından ihlâl edilerek alıkonulması üzerine bir tabela hazırlanmış.
Tabela, engelsiz sürücüye yerini aldığı engellinin engelini de alıp almayacağını soruyor.
Ama gördüğünüz şekilde özellikle bağlaçları yoksayarak yazıldığı için ister istemez “Türkçe engelliliği” şeklinde de yorumlanıyor.

***
MHRS ÜZERİNDEN TRABZON DEVLET HASTANELERİ
Kısaca MHRS olarak bilinen Merkezi Hekim Randevu Sistemi üzerinden alınan talepler Trabzon’da Yaz aylarında azalma göstermedi.
İnsanlar izne, tatile, köye gider; talepler düşer yönündeki beklenti karşılık bulmadı.
Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelere, semt polikliniklerine ve aile sağlık merkezlerine MHRS üzerinden randevu oluşturan vatandaşların önemli bir kesimi yine de randevulara riayet etmiyor.
Doktor odasında, randevu sırası gelmeyen hasta kapıda bekliyor.
Bu sırada ismi yazılan ya da çağrılan hastaların bazılarının devlet kurumuna hiç gelmediği, giriş yaptırmadığı gibi bilgi de vermediği anlaşılıyor.
Bunun önünü almak için başvuru anında ve randevudan 1 gün önce onay/vazgeçme işlemi istense de bu tedbirler başarılı olmuyor.
Trabzon’da devlet hastanelerinin tamamında bu sorun gözleniyor.
Son güne kadar randevusunu takip eden vatandaşlar randevu saati gelince ya vazgeçiyorlar ya da hastanelere ulaşmıyorlar.
Bu da hem hekimlerin zaman-fayda verimliliğini hem de sırasına sadık hastaları ve hasta yakınlarını mağdur ediyor.
Sisteme yeni güncelleme şart gibi.

***
UZUNGÖL’E DÖNME DOLAP YAKIŞTI MI?
Trabzon'un göz bebeği, Türkiye'nin en önemli turizm destinasyonlarından biri olan Uzungöl'de birkaç gün önce yaklaşık 40 metre yüksekliğinde bir dönme dolap hizmete girdi.
Ama itiraf etmek gerekiyor ki, ortaya çıkan görüntü pek de iç açıcı olmadı.
Uzungöl'ü Uzungöl yapan şey, gölü, ormanı, sisi ve doğası... İnsanların kilometrelerce yol kat ederek geldiği yer de tam olarak burası. Beton görmek için değil, demir yığınlarının arasında vakit geçirmek için değil; doğanın içinde huzur bulmak için geliyorlar.
Elbette turizmin gelişmesi, ziyaretçilere yeni alternatifler sunulması önemli. Kimsenin buna itirazı yok. Turizm yatırımcısı kazanacak, bölge kazanacak, Trabzon kazanacak...
Ancak her yatırımın da yapılacağı yerin ruhuna uygun olması gerekir.
Şimdi soralım...
Uzungöl'ün tam ortasına dikilen 40 metrelik bir dönme dolap, gerçekten bu coğrafyanın ruhunu yansıtıyor mu?
Bizce hayır.
Çünkü dönme dolaba binmek isteyen biri bunu Trabzon şehir merkezinde de yapabilir. İstanbul'da da yapabilir. Dubai'de de yapabilir. Katar'da da yapabilir.
Dönme dolap dünyanın her yerinde var.
Ama Uzungöl dünyanın her yerinde yok.
İşte korunması gereken değer de tam olarak bu.
Bölgeye gelen özellikle Körfez ülkelerinden turistler, Uzungöl'e dönme dolap görmek için gelmiyor. Geldikleri şey, kendi ülkelerinde bulamadıkları doğa, yeşil, sis, ahşap mimari ve huzur.
O halde yapılacak yatırımlar da bu kimliği güçlendirmeli.
Mesela bölgenin mimarisine uygun ahşap çocuk oyun alanları yapılabilir, doğa temalı etkinlik alanları oluşturulabilir, yöresel yaşamı anlatan küçük deneyim merkezleri kurulabilir. İnsanları doğayla buluşturacak projeler geliştirilebilir.
Yani Uzungöl'e özgü fikirler üretilebilir.
Bu yazıyı kaleme alırken kimseyi hedef göstermiyoruz, yatırım yapan işletmecilerin kötü niyet taşıdığını da düşünmüyoruz. Onlar da elbette turistin ilgisini çekmek, işletmelerine katkı sağlamak istiyor.
Ancak bazen iyi niyetle yapılan bir yatırım bile yanlış yerde ve yanlış şekilde uygulandığında bölgenin kimliğine zarar verebilir.
Turizm sadece daha fazla insan getirmek değildir.
Turizm, insanların geldiği yeri koruyabilmektir.
Uzungöl'ü cazip kılan şey, şehirde bulunan eğlence araçlarını buraya taşımak değil; şehirde olmayan değerleri yaşatabilmektir.
Bugün bir dönme dolap konuşuyoruz.
Yarın başka bir yatırım gelir.
Eğer her yatırım aynı anlayışla yapılırsa, yıllar sonra elimizde Uzungöl kalır ama Uzungöl'ün ruhu kalmaz.
Asıl korkulması gereken de budur.
