ÖN SEÇİM BİTTİ, ASIL SINAV ŞİMDİ BAŞLIYOR
Yeni Parti’nin Ortahisar teşkilatında dün sandık kuruldu.
Karşı karşıya gelen isimler mevcut İlçe Başkanı Haluk Batmaz ile Mustafa Erdi Çakır’dı.
Seçim öncesinde iki aday da kendi tezlerini anlattı, eleştirilerini ortaya koydu, projelerini paylaştı. Yani demokratik rekabetin gerektirdiği ne varsa yapıldı.
Sandıklar açıldığında ise tablo netti.
Haluk Batmaz 1131, Mustafa Erdi Çakır 1089 oy aldı.
2269 oyun kullanıldığı seçimde 48 oy da geçersiz sayıldı.
Aradaki fark yalnızca 42 oy...
Bu rakam aslında bize başka bir şey de söylüyor.
Ortahisar’da yarışın oldukça başa baş geçtiğini.
Kongrenin ilk bölümünde atmosfer sakindi. Ancak oy kullanma sürecinde zaman zaman tansiyon yükseldi. Divan Başkanlığını yürüten Yeni Parti Trabzon İl Başkanı Mustafa Bak, yaşanan kısa süreli gerginliğe müdahale ederek salonu yeniden sakinleştirdi.
Sonra sandıklar açıldı.
Sonuç ortaya çıktı.
Ve iki aday da kameraların karşısına geçerek önemli mesajlar verdi.
Demokrasi vurgusu yaptılar. Birbirlerine rakip değil, aynı siyasi yapının mensupları olduklarını söylediler. Bundan sonraki süreçte birlikte hareket edeceklerini, seçimden daha güçlü çıkacaklarını ifade ettiler.
Hatta asıl mücadelenin bundan sonra başlayacağını belirterek AK Parti ile mücadelede ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun yanında duracaklarını dile getirdiler.
Buraya kadar her şey güzel...
Zaten siyasette seçim gecelerinin değişmez cümleleridir bunlar.
“Biz bir aileyiz.”
“Kırgınlıklarımız geride kaldı.”
“Birlikte çalışacağız.”
Söylenir, alkışlanır ve salon dağılır.
Ama asıl hikâye bundan sonra başlar.
Çünkü sandıkta rakip olan iki ismin, sandıktan sonra gerçekten aynı hedefe yürüyüp yürümeyeceğini zaman gösterecek.
Haluk Batmaz 42 oy farkla çıktı bu yarıştan.
Mustafa Erdi Çakır ise küçümsenmeyecek bir oy aldı.
Dolayısıyla ortada yok sayılabilecek bir tablo yok.
Şimdi kazananın da kaybedenin de önünde başka bir sınav var.
Seçimi kazanmak bir sonuçtur. Asıl başarı, seçim sonrasındaki birlikteliği kurabilmektir.
6 Ekim’de yapılması planlanan kongrede Haluk Batmaz’ın tek aday olarak yeniden Ortahisar İlçe Başkanlığı için yarışması bekleniyor.
Sandık kapandı.
Şimdi sözün değil, icraatın zamanı.
Çünkü siyaset kürsüde güzel konuşmakla değil, aynı masada oturabilmekle sınanır.
Bakalım dün birbirine rakip olanlar, yarın gerçekten omuz omuza yürüyebilecek mi?
İşte asıl merak edilen de bu...
***
ÜYE ÇOKLUĞU MU, PARTİ AİDİYETİ Mİ?
Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP’de yıllardır tartışılan delege sisteminin yarattığı sıkıntılara dikkat çekerek, artık başkanların üyelerin oylarıyla belirlenmesini savunuyor.
Kulağa hoş geliyor.
Sonuçta sandığın genişlemesi, daha fazla üyenin söz sahibi olması, siyasetin tabana yayılması önemli. Fakat işin bir de görünmeyen tarafı var.
Üyelik sistemi doğru kurgulanmazsa, delege ağını ortadan kaldırırken başka bir sorun üretmek de mümkün.
Bunu geçmişte derneklerde ve özellikle spor kulüplerinde çok gördük.
Seçime girecek aday, öncesinde çok sayıda kişiyi kulübe üye yapıyor. Sandık geldiğinde de ortaya çıkan tablo, kulübe yıllardır emek verenlerle son anda üye olanları aynı kefeye koyabiliyor.
Burada sayı öne çıkıyor.
Kim daha fazla üye yaptıysa, onun eli güçleniyor.
Siyasette de aynı yöntem işletilirse ne olacak?
Partiyle hiçbir bağı bulunmayan, siyasi görüşü farklı olan, hatta siyasetle ilgilenmeyen bir kişi yalnızca bir arkadaşını desteklemek için partiye üye yapılabilecek. Sonra da önüne sandık konulacak.
Böyle bir tabloda üyelik, parti aidiyetinden çıkıp seçim aritmetiğinin parçasına dönüşür.
Asıl tartışılması gereken yer tam da burası.
Mesele daha fazla üye yapmak değil. Daha fazla insanı partiye kaydetmek de değil.
Mesele, o kişinin neden üye olduğu.
Partinin tüzüğünü bilen, kurallarına uyan, siyasi çizgisine bağlı olan, sorumluluk üstlenen ve yalnızca bir adaya destek vermek için değil, gerçekten o yapının parçası olmak için üyelik talep eden insanların sandıkta söz sahibi olması gerekiyor.
Yoksa delege sisteminden kurtulurken, bu kez “üyeyi kim daha çok yaptı?” yarışına girilebilir.
Bu da demokrasinin kendisini değil, yalnızca sandıktaki matematiği büyütür.
Yeni Parti açısından önümüzdeki süreçte en kritik başlıklardan biri de bu olacak.
Sandığı büyütmek kolay. Asıl zor olan, sandığa girecek iradeyi doğru inşa etmek.
Çünkü demokrasi yalnızca kaç kişinin oy kullandığıyla ölçülmez.
O oyu kullanan kişinin aidiyeti, sorumluluğu ve iradesiyle anlam kazanır.
Aksi halde delegeyi kaldırırsınız, yerine başka bir delege sistemi koymuş olursunuz.
İsim değişir…
Sorun aynı kalır.

***
HACISALİHOĞLU YÖNETİMİ SAHAYA ÇEKİYOR
MHP Trabzon İl Başkanı Alper Hacısalihoğlu, göreve gelmesinin ardından teşkilat çalışmalarına hız verdi.
Yönetimde görev dağılımının yapılmasının ardından ilçe ziyaretlerine başlayan Hacısalihoğlu ve ekibi, gittikleri yerlerde teşkilatlarla bir araya geliyor. İlçe ziyaretlerinde mülki amirler, esnaf ve vatandaşlarla da görüşmeler yapılıyor.
Anlaşılan o ki Hacısalihoğlu, önümüzdeki dönemde bu ziyaretlerin sayısını artıracak.
Yönetim kuruluna da bu yönde bir çalışma anlayışı aktardığı ifade ediliyor.
Hacısalihoğlu’nun, yönetimde yer alan hiç kimsenin sadece isim olarak bulunmasını istemediği, herkesin teşkilat çalışmalarına katılmasını ve kendisine verilen sorumluluğu yerine getirmesini beklediği konuşuluyor.
Aslında burada önemli olan da bu.
Bir yönetim kurulu oluşturmak kolay.
Asıl zor olan, o yönetimi sahada çalışır hale getirmek.
Hacısalihoğlu’nun yaklaşımı da şimdilik bu yönde görünüyor. MHP’nin Trabzon’daki çalışmalarının daha görünür olması ve teşkilatın vatandaşla daha fazla temas kurması hedefleniyor.
Önümüzdeki günlerde yeni ziyaretlerin yanı sıra farklı çalışma ve projelerin de gündeme gelmesi bekleniyor.
Kısacası, Hacısalihoğlu döneminde MHP Trabzon teşkilatında daha hareketli bir çalışma trafiği olacak gibi görünüyor.
Bundan sonrasını ise sahadaki çalışmalar gösterecek.

***
KAMU MALINI BÖYLE TALAN EDİYORLAR!
Trabzonspor’un Mısırlı yıldızı Mohamed Salah’ın ziyaretinin ardından sosyal medyada bir anda ünlenen Kurtdere Yaylası’ndaki o taş...
Salah burada fotoğraf çektirdi, görüntüler binlerce kişi tarafından paylaşıldı. İlgi bu kadar yoğun olunca Trabzon Büyükşehir Belediyesi de bölgeye bir bank yerleştirdi, yanına da “Salah Yaylası” tabelası koydu.
Fakat dün ortaya çıkan görüntüler dikkat çekiciydi.
İddiaya göre bank da tabela da yerinde yoktu.
Şimdi bir bankın ve tabelanın çalınmasını konuşuyoruz.
Ama işin özü bundan çok daha büyük.
Çünkü Trabzon’da kamuya ait alanlarda yaşanan hırsızlıkların hikâyesi yeni değil.
Vatandaş otursun diye yaylalara, parklara banklar konuluyor. Bir süre sonra yerinde bulamıyorsunuz.
Çeşme yapılıyor, musluğu sökülüyor.
Yaylalara elektrik götürülüyor, kabloları ve bakır aksamı için hatlar tahrip ediliyor.
Yol kenarlarına yönlendirme tabelaları yerleştiriliyor, onlar da ortadan kaldırılıyor.
Elektrik direklerindeki metal parçalar sökülüyor.
Daha da ilginci...
Sokak hayvanları için bırakılan metal yuvalar bile yerlerinden alınıp hurdaya çevriliyor.
Yani kamusal alana ne koyarsanız koyun, birilerinin gözü orada.
Bu tabloyu sadece “üç beş kendini bilmez” diyerek geçiştirmek de artık mümkün görünmüyor. Çünkü aynı davranış farklı noktalarda, farklı zamanlarda tekrar ediyor.
Sümela Manastırı’nın üst bölümlerinde yaşananlar da bunun en çarpıcı örneklerinden biri.
Büyükşehir Belediyesi, bölgeye gelen ziyaretçilerin ve turistlerin dinlenebilmesi için banklar yerleştirdi.
Banklar kayboldu.
Yenileri konuldu.
Onlar da götürüldü.
Üçüncü kez konuldu...
Sonuç yine değişmedi.
Şimdi burada insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
Biz ne ara ortak kullanım için konulan bir bankı, sahipsiz bir eşya gibi görmeye başladık?
Bir belediye hizmet üretiyor.
Vatandaşın kullanımına bir imkân sunuyor.
Birileri geliyor, onu söküp götürüyor.
Sonra belediye yeniden alıyor.
Yine kamu parası harcanıyor.
Yine vatandaş ödüyor.
Yine aynı hikâye başa sarıyor.
Elbette güvenlik tedbirleri artırılabilir.
Kameralar konulabilir.
Denetimler sıklaştırılabilir.
Şüpheliler tespit edilip gerekli işlemler yapılabilir.
Ama caydırıcılık sağlanmadığında, aynı manzarayla yeniden karşılaşmak kaçınılmaz hale geliyor.
Birileri alıyor, hepimiz yeniden ödüyoruz.
Sonra da dönüp “Neden sürekli aynı şeyi yapmak zorunda kalıyoruz?” diye soruyoruz.
Cevabı aslında çok uzaklarda aramaya gerek yok.
Allah ıslah eylesin.
Ne diyelim...
