Sosyal Gündem Resmi İlanlar
Gündem Yayın tarihi: 26 Eylül 2026 07:00 Güncellenme tarihi: 25 Eylül 2026 20:21

Anahtar Deliği 26.09.2026 - Çuvalcı'nın açıklamaları tatmin edici bulunmadı

Trabzon’un gündemindeki dikkat çeken başlıklar Anahtar Deliği’nde.

ÇUVALCI’NIN AÇIKLAMALARI TATMİN EDİCİ BULUNMADI

Karadeniz Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hamdullah Çuvalcı, rektör yardımcılarıyla birlikte basın mensuplarının karşısına geçti.

Üniversitenin çalışmaları anlatıldı, rakamlar paylaşıldı, ardından gazetecilerin sorularına geçildi.

İşte asıl dikkat çeken bölüm de bundan sonra başladı.

Çünkü toplantıdaki bazı cevaplar, gazetecilerin kafasındaki soru işaretlerini gidermeye yetmedi.

Özellikle Karadeniz Teknik Üniversitesi Vakfı konusunda...

Rektör Çuvalcı, hayırsever bir iş insanının üniversiteye bağış amacıyla binalar yaptırdığını, kamuoyuna yansıyan bazı haberlerin gerçeği yansıtmadığını söyledi.

Buraya kadar anlaşılır.

Fakat gazetecilerin de doğal olarak merak ettiği başka bir ayrıntı vardı.

“Bu yapılar gerçekten üniversiteye bağış olarak yapıldıysa, Vakıf adına kurulan şirketin yüzde 51 hissesi neden bu kişiye verildi?”

Sorunun kendisi kadar, verilen cevap da dikkat çekiciydi.

Rektör Çuvalcı, bunun yasal bir zorunluluktan kaynaklandığını, vakıfların şirket yapılanmasında yüzde 51'lik bölümün dışarıdan isimlerden oluşması gerektiğini ifade etti.

Ancak hemen ardından başka bir soru geldi:

“Peki neden bu isimlerin tamamı aynı kişinin çevresinden?”

İşte burada toplantının havası biraz değişti.

Çuvalcı, Trabzon'da hayırsever insan bulmakta zorlandıklarını, bu yapıyı üniversiteye katkı sunan kişilerle oluşturduklarını anlattı.

Fakat açık söylemek gerekirse, bu cevap da salondaki gazetecilerin zihnindeki soru işaretlerini tamamen ortadan kaldırmadı.

Bazı sorular vardır, cevabı verildiğinde kapanır.

Bazıları ise cevaplandıkça yeni bir soru doğurur.

KTÜ Vakfı konusunda yaşanan tam da böyle bir tablo oldu.

Öte yandan toplantının tamamını bu başlık üzerinden okumak da haksızlık olur.

Rektör Çuvalcı, üniversitenin akademik performansından dijital dönüşüm çalışmalarına kadar birçok konuda bilgi verdi.

“KTÜ’de olmak bir ayrıcalıktır” vurgusu yaptı. KTÜ ekolü anlayışıyla hareket ettiklerini belirtti.

Kontenjan ve nitelik odaklı planlamalar sayesinde bölümlerin başarı sıralamalarında belirgin yükseliş yaşandığını aktardı.

Üniversitenin mevcut öğrenci sayısının yaklaşık 30 bin 600 olduğunu, af yasası ve yeni kayıtlarla birlikte bu sayının 31 bine yaklaşacağını söyledi.

Bir başka dikkat çekici başlık ise dijital dönüşüm.

Kurumsal süreçlerde kağıtsız döneme geçiş sağlayan yerli yazılım projelerinden söz edildi. Farabi Hastanesi yoğun bakım ünitelerinde dijital takip sistemlerinin yanı sıra, klinik karar süreçlerini hızlandırmaya yönelik yapay zeka uygulamalarının da hayata geçirildiği ifade edildi.

Yani KTÜ'de bir tarafta yükselen akademik göstergeler, dijitalleşme ve yeni teknolojiler var.

Diğer tarafta ise hâlâ cevabını tam olarak bulamamış sorular...

Üniversiteler yalnızca başarı sıralamalarıyla değil, şeffaflıkları ve kamuoyunun zihnindeki soru işaretlerine verdikleri cevaplarla da ölçülür.

Sanırım KTÜ açısından bundan sonraki süreçte en çok konuşulacak başlıklardan biri de bu olacak.

***

KTÜ’DE ORGANİZASYON SINIFTA KALDI

Karadeniz Teknik Üniversitesi önemli bir eğitim kurumu. Böyle köklü bir üniversitenin basın toplantısında da haliyle daha titiz bir organizasyon bekleniyor.

Ancak son toplantıda durum pek öyle olmadı.

Mikrofon ve ses sistemi rahatsız ediciydi. Oturma düzeni yeterince planlanmamıştı.Basın mensuplarının hem konuşmacıları hem de ekrana yansıtılan grafik ve görselleri rahat biçimde takip etmesi mümkün olmadı.

Üstelik dev ekrandaki sunumlar, yetersiz ışıklandırma nedeniyle net şekilde görülemedi.

Toplantının düzensizliği nedeniyle bazı basın mensuplarının salonu terk etmek zorunda kalması ise işin başka bir boyutuydu.

Oysa mesele çok basit...

KTÜ gibi marka değeri yüksek bir kurum, düzenlediği organizasyonlarda da aynı ciddiyeti göstermek zorunda.

Kimse kusursuzluk beklemiyor.

Ama biraz daha özen, biraz daha planlama ve biraz daha hassasiyet hiç fena olmaz.

Dileğimiz, bundan sonraki basın toplantılarında bu eksiklerin giderilmesi.

Çünkü KTÜ’nün anlatacağı çok şey var.

Keşke organizasyon da anlatılanlar kadar güçlü olsa...

***

UZUN SOKAK’TA TAŞLAR DEĞİŞECEK, PEKİ YA ALIŞKANLIKLAR?

Uzun Sokak’taki parke taşlarının yenileneceğini Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç geçtiğimiz günlerde açıkladı.

Çalışmalar kısa süre içinde başlayacak.

İyi de...

Taşlar değişince Uzun Sokak gerçekten değişmiş olacak mı?

Asıl soru burada.

Dükkanın önüne gelişigüzel bırakılan araçlar, ağır tonajlı kamyonlar, yük indirmek için taşların üzerinde bekleyen araçlar...

Yeni taşları da aynı şekilde kullanmaya devam edersek, çok geçmeden yine aynı görüntülerle karşılaşırız.

Bugün bazı esnaftan “İnşaat yapılacak, biz mağdur olacağız” sesleri yükseliyor.

Haklı olabilirler.

Ama aynı esnafın, dükkanının önüne tonlarca ağırlıktaki aracı çekmesine de bir anlam vermek kolay değil.

Belediyeyi eleştirmek elbette mümkün. Fakat bu taşları korumak da biraz sorumluluk istiyor.

Hele ki o sokakta para kazananların daha fazla hassasiyet göstermesi gerekmez mi?

Uzun Sokak’a dünyanın en sağlam taşını döşeyin...

İnsanların alışkanlığı değişmezse, birkaç yıl sonra yine aynı taşları konuşuruz.

Buradaki asıl konu taş değil.

Biraz da duyarlılık ve ortak kullanım kültürü.

***

ÜÇ AYLIK HEVES UĞRUNA BİR CANIN HAYATI YOK SAYILIYOR

Her yıl aynı görüntü...

Okullar kapanıyor, köylere çıkılıyor. Çocuklara karne hediyesi diye kedi, köpek alınıyor.

Çocuk seviniyor, aile mutlu oluyor.

Peki üç ay sonra?

Şehre dönüş başlıyor ve o hayvanlar, sanki hiç yaşamamış gibi köylerde bırakılıyor.

İşte buna artık “sorumsuzluk” deyip geçmek de yetmiyor.

Bir canlıyı alıp birkaç ay sonra sokağa, köye, dağa bırakmak nedir?

Oyuncak mı bu?

Çocuğun hevesi geçince kenara atılacak bir eşya mı?

Üstelik çoğu zaman o hayvanın kışın nasıl yaşayacağı, ne yiyeceği, hastalandığında kimin ilgileneceği bile düşünülmüyor.

Sonra ne oluyor?

Kırsalda terk edilmiş kedi ve köpekler çoğalıyor. Kimi aç kalıyor, kimi hastalanıyor, kimi de vahşi hayvanlara yem oluyor.

Bir insan, kendi çocuğuna canlı bir hayvan hediye ederken hiç mi “Ben bunun sorumluluğunu yıllarca taşıyabilecek miyim?” diye düşünmez?

Çocuğa hayvan sevgisi öğretmek başka...

Bir canlının hayatını çocuğun üç aylık tatiline bağlamak başka.

Üstelik o hayvanı alırken herkes çok merhametli.

Terk ederken nedense kimsenin vicdanı konuşmuyor.

Sıcak evlerde oturup sofralar kurulurken, dışarıda bırakılan o hayvanların geceyi nasıl geçirdiğini hiç düşündünüz mü?

Bir canı sahiplenmek kolay. Asıl sahiplik, heves bittiğinde başlıyor.

O yüzden çocuklarınıza karne hediyesi alırken bir kez daha düşünün.

Çünkü bir hayvanın hayatı, çocuğunuzun tatili kadar kısa değildir. 

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!