Türk futbolunda yıllardır değişmeyen bir gerçek var: Takımlarımızın büyük bölümü başarı ölçüsünü yalnızca Türkiye sınırları içinde arıyor.
Şampiyonluk hedefi, sezonun başında belirlenen tek büyük amaç haline geliyor. Oysa ki Avrupa sahnesi, hem ekonomik hem de sportif anlamda çok daha büyük bir meydan okuma sunarken, bu alanda kalıcı başarı hâlâ uzak bir hayal gibi duruyor.
Süper Lig’de rekabetin yoğunluğu, kulüplerin enerjisini ve bütçesini neredeyse tamamen iç mücadelelere yönlendiriyor. Yönetimler, taraftar baskısı ya da kısa vadeli başarı beklentisi nedeniyle uzun soluklu projeler geliştirmekte zorlanıyor. Hal böyle olunca da Avrupa kupalarında başarı için gereken planlama, altyapı yatırımı, sürdürülebilir kadro mühendisliği ve teknik istikrar çoğu zaman ikinci plana itiliyor.
Bunun sonucunda Türkiye’deki takımlar, Avrupa’da karşılarına çıkan daha organize, daha planlı ve daha yüksek tempolu rakipler karşısında zorlanıyor. Aynı şekilde içeride yıldızlaşan oyuncular, dışarıda aynı etkiyi gösteremiyor; çünkü oyun anlayışı ve fiziksel seviye arasında ciddi bir uçurum bulunuyor.
Avrupa’da başarı, yalnızca iyi bir kadro ile değil, aynı zamanda yıllara yayılan bir futbol kültürü gerektiriyor.
Gelinen noktada Türk futbolu, gerçek anlamda bir sıçrama yapmak istiyorsa hedeflerini yeniden gözden geçirmelidir.
Şampiyonluk elbette önemli; ancak Avrupa’da kalıcı başarı elde edemeyen bir futbol ekosisteminin gelişmesi mümkün değil. Kulüpler, günü kurtaran politikalar yerine uzun vadeli vizyonlara yönelmeli, rekabeti yalnızca ülke içinde sınırlandırmamalı.
Aksi halde Türk futbolu, kendi etrafında dönen bir çarkın içinde kalmaya devam edecektir.