Anahtar Deliği 19.05.2026 Fatih Tekke’yi doğru anlamak!
FATİH TEKKE’Yİ DOĞRU ANLAMAK!
Trabzonspor’un Gençlerbirliği karşısında 3-0 kaybettiği müsabakanın ardından, Trabzonspor Teknik Direktörü Fatih Tekke, sosyal medyada bazı taraftarlar ve spor yorumcuları tarafından hedef noktasına konuldu. Tekke’nin genç oyuncuları sahaya sürmesi ve Trabzonspor’un farklı mağlup olması nedeniyle yapılan bazı yorumların hakaret boyutuna vardığını gözlemledik.
Peki Fatih Tekke ne yaptı?
Bir sezon boyunca antrenmanlara çıkan, ligde konumunu garantileyen ve alınacak sonucun sıralamayı etkilemeyeceği bir maçta genç oyuncularını sahaya sürdü. Üstelik bunu yaparken tamamen altyapı ağırlıklı bir kadroyla değil, takımın önemli isimlerinden oluşan belirli bir iskeleti de sahada tuttu. Trabzonspor’da bir sezon boyunca antrenmana çıkan oyuncuların böyle bir lig maçında süre almalarından daha doğal hiçbir şey olamazdı. Hatta oynatılmamaları hata olurdu.
Keşke Fatih Tekke bütün genç sporcuları ilk 11’de başlatsaydı ve forma giymeyen hiçbir genç oyuncuyu geride bırakmasaydı.
Peki bu oyuncular oynadı da ne oldu?
Hiçbir şey olmadı. Gençler bir sezon boyunca antrenmanına çıktıkları takımın formasını Süper Lig’de giyme şansı buldu. Üstelik Trabzonspor’un önünde Türkiye Kupası gibi çok önemli bir maç varken, Fatih Tekke’nin as oyuncuları dinlendirmesi eleştiri konusu yapılmamalıydı.
Düşünebiliyor musunuz? Futbol öyle bir noktaya geldi ki; gençlere şans verdiğinizde de, oynatmadığınızda da aynı şekilde eleştiriliyorsunuz.
Fatih Tekke, Gençlerbirliği karşısına ideal kadroyla çıksaydı ve Trabzonspor galip gelse, berabere kalsa ya da yine mağlup olsa eleştirilerin hedefinde yine Tekke olacaktı. Böyle kritik bir maç öncesinde yaşanabilecek olası bir sakatlık riskini düşünmek zorundaydı. Zaten takımda sakat oyuncu sayısı oldukça fazla.
Genç oyuncuların oynatılması üzerinden yapılan eleştiriler ise tamamen ligin alt sıralarındaki hesaplarla alakalı. “Neden bu oyuncuları oynatıyor?” denilerek Trabzonspor’un başka takımların kaderini düşünmesi bekleniyor. Oysa Trabzonspor’un böyle bir sorumluluğu yoktur.
Fatih Tekke olması gerekeni yapmıştır. Profesyonel davranmıştır. Ligde kimin kalıp kimin düştüğü Trabzonspor’un düşünmesi gereken bir mesele değildir. Takımlar şampiyon olduklarında bunu kendi yönetim ve teknik heyetlerinin başarısı olarak görürken, küme düştüklerinde suçu başka camialara yüklemeye çalışıyorlar. Bu tamamen bir ahlak yoksunluğudur.
Herkes şunu iyi bilir ki, “Fatih Tekke bildiğinden şaşmaz.” Hiçbir müdahaleyi kabul etmez, inandığını yapar ve gerektiğinde bedelini de öder. Risk almaktan da asla geri durmaz. Tekke’yi az çok tanıyan herkesin en iyi bilmesi gereken özellik budur.

***
YA SERDAR BALİ’YE NE DEMELİ?
Gelelim Serdar Bali’nin Fatih Tekke hakkında yaptığı acımasız eleştirilere…
Serdar Bali, Fatih Tekke’yi sezon başından bu yana desteklediğini, bu nedenle eleştirilere rağmen yanında durduğunu; ancak Gençlerbirliği maçı sonrası ona olan inancını kaybettiğini ifade ediyor.
Bir kere, bir teknik adam hakkında “yanında durdum, karşısında durdum” gibi ifadeler kullanmak, objektif bir yorumculuk anlayışıyla bağdaşmaz. Eğer gerçekten objektifseniz, doğruları söylersiniz, yanlışları eleştirirsiniz. Ama bir teknik adamın bütün yanlışlarını görmezden gelip onu sürekli savunuyorsanız, ona destek olmuyorsunuz; aksine zarar veriyorsunuz demektir.
Trabzonspor’un genç oyuncuları sahaya çıkmış, mücadele etmiş ve mağlup olmuşlar. Sanki Trabzonspor sezon boyunca bütün rakiplerini ezmiş, taraftarına mükemmel futbol izletmiş gibi bir hava oluşturuluyor. Oysa Trabzonspor bu sezon hiçbir maçı kolay oynamadı. Çoğu maçta ilk golü yiyen taraf oldu, sonradan toparladı. Takım sezon boyunca sakatlıklar, cezalar ve eksiklerle mücadele etti. Buna rağmen yine de başarılı sayılabilecek bir sezon geçirdi.
Bu nedenle yapılan eleştiriler oldukça değersiz ve gereksizdi.
Ayrıca Serdar Bali’nin bu hoyrat ve sert tavrını, Fatih Tekke yerine Trabzonspor’u hedef alan ve camiayı yıpratmaya çalışan kişilere karşı göstermesini beklerdik.
Kendisinin Trabzonspor’u çok sevdiğini, kulübün efsane kadrosunda yer aldığını ve zaman zaman kulübün sahibiymiş gibi söylemlerde bulunduğunu görüyoruz. Ancak kendisine şu soruyu da sormak gerekir:
“Futbol Federasyonu Bölge Müdürlüğü yaptığı dönemde, Trabzonspor’un hakları gasp edilirken; ‘Ben bu federasyonun emrinde çalışmak istemiyorum’ diyerek görevini bıraktı mı?”
Hayır, bırakmadı.
O zaman Trabzonsporlu değilmiydi?
O halde bugün yapılan bu açıklamaların da çok fazla anlamı kalmıyor. Kaybedilen bir maç sonrası taraftarı galeyana getirecek söylemler dışında ortaya ciddi bir değer koymuyor.
Bu yüzden Fatih Tekke’den çok, herkesin biraz dönüp kendi haline bakması gerekiyor.
Bilmem anlatabildim mi?

***
TRABZON BUGÜN ŞUŞA İLE KARDEŞ OLUYOR
Trabzon bugün yalnızca bir kardeş şehir protokolüne imza atmıyor; Türk dünyasının hafızasında derin izler taşıyan bir şehirle gönül köprüsü kuruyor.
Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç, bugün Azerbaycan’ın Karabağ bölgesinin sembol şehirlerinden Şuşa’da “Kardeş Şehir” protokolünü imzalayacak. Atılacak bu imza, sıradan bir belediyecilik adımının çok ötesinde anlam taşıyor.
Çünkü Şuşa, Azerbaycan için sadece bir şehir değil; bir milletin hafızasını, direnişini, kültürünü ve bağımsızlık iradesini temsil ediyor. “Kafkasya’nın Kültür Başkenti” olarak anılan, Karabağ’ın tarihi kalbi kabul edilen Şuşa, aynı zamanda sarp kayalıkların üzerine kurulu stratejik konumuyla da “Karabağ’ın kilidi” olarak biliniyor.
1752 yılında Karabağ Hanı Penah Ali Han tarafından kurulan şehir, uzun yıllar boyunca hanlığın başkentliğini yaptı. Yüzyıllar boyunca Azerbaycan’ın bilim, sanat, edebiyat ve müzik merkezlerinden biri haline gelen Şuşa’dan yükselen makamlar, şiirler ve destanlar yalnızca Karabağ’ın değil, tüm Türk coğrafyasının kültürel hafızasında yer edindi.
Ancak Şuşa’nın hikâyesi yalnızca kültürle yazılmadı.
8 Mayıs 1992’de Ermenistan işgaliyle sessizliğe bürünen şehir, tam 28 yıl boyunca hasretin sembolü oldu. Ta ki 8 Kasım 2020’ye kadar…
Azerbaycan ordusunun gerçekleştirdiği tarihi harekâtla Şuşa’nın özgürlüğüne kavuşması, 2. Karabağ Savaşı’nın kaderini değiştiren dönüm noktası olarak tarihe geçti. O gün yalnızca bir şehir kurtarılmadı; bir milletin onuru, hafızası ve geleceği yeniden ayağa kaldırıldı.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in, “Ne oldu Paşinyan? Şuşa’da raks edirdin” sözleri ise aradan geçen yıllara rağmen hâlâ hafızalardaki yerini koruyor.
Bugün Trabzon’un Şuşa ile kuracağı kardeşlik bağı da bu nedenle sıradan bir protokol olarak görülmüyor. Karadeniz’in kadim şehri Trabzon ile Karabağ’ın kalbi Şuşa arasında kurulacak bağ, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki “İki devlet, tek millet” anlayışının yerel yönetimler düzeyindeki en anlamlı yansımalarından biri olacak.
Şuşa’yı ziyaret eden ilk Türk belediye başkanı olan Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç, bugün atacağı imzayla yalnızca iki şehri değil; ortak tarihi, ortak mücadeleyi ve ortak geleceği de aynı cümlede buluşturacak.

***
YAYLA YOLLARI KARLI, BÜYÜKŞEHİR KARARLI!
Karadeniz türkülerinin unutulmaz sözlerindendir:
Mayıs ayı gelende
Dağlarda kar olur mu?
Sevdim de alamadım
Böyle sevda olur mu
Mayıs ayının ikinci yarısına gelinmesine rağmen Trabzon’un yüksek kesimleri hâlâ kışın ağır şartlarından tam anlamıyla kurtulabilmiş değil.
Sahil kesimlerinde yaz hazırlıkları yapılırken; Zigana’da, Haçka’da, Santa’da, Kadırga’da, Çakırgöl’de ve Araklı, Çaykara, Maçka, Tonya ile Köprübaşı’nın zirvelerinde metrelerce kar bulunuyor.
Ancak Karadeniz insanını kar da durduramıyor.
Yaylalara göç hazırlıkları başlamış, hafta sonu planları çoktan yapılmış durumda. Hal böyle olunca gözler de belediye ekiplerinin çalışmalarına çevriliyor.
Trabzon Büyükşehir Belediyesi Yol Yapım, Bakım ve Onarım Dairesi ekipleri, bu günlerde belki de yılın en zorlu mesaisini yürütüyor. Trabzon-Gümüşhane sınırındaki yüksek rakımlı yayla yollarında kar ve kürtük temizleme çalışmaları aralıksız devam ediyor.
İş makineleri kimi bölgelerde birkaç metreyi bulan kar kütlelerini yararak ilerliyor, kimi zaman yoğun sisle, kimi zaman ise dondurucu hava şartlarıyla mücadele ediyor.
Bu çalışmaları yalnızca bir yol açma operasyonu olarak değerlendirmek ise eksik olur.
Karadeniz’de yayla; kültürdür, üretimdir, turizmdir ve hatıradır. Açılan her yol, yeniden tüten bir ocak, yeniden açılan bir yayla evi anlamı taşıyor.
Türküde “taşlı” diye anlatılan o yollar, bu yıl biraz da “karlı” geliyor. Ancak görünen o ki Karadeniz insanının yayla sevdası, kara rağmen yine yolunu bulacak.
Sözün özü; Trabzon Büyükşehir Belediyesi, yoğun bir gayret ve özveriyle yayla sevdalılarının yolunu açmayı sürdürüyor.

Kaynak:Haber61

