KULÜPLERİN SESİNİ BÖYLE Mİ KISACAKSINIZ?
Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, federasyon seçimleri sırasında yaptığı konuşmada kulüp başkanlarının açıklamaları nedeniyle PFDK’ye sevk edilmeyeceği yönünde bir vaat ortaya koymuştu.
Ancak aradan çok geçmeden bu söylemin uygulamada karşılığını bulmadığı görüldü. Birçok kulüp başkanı maç sonrasında yaptığı açıklamalar nedeniyle PFDK’ye sevk edildi, bazıları da milyonlarca liralık cezalarla karşı karşıya kaldı. Bu durum, Hacıosmanoğlu’nun verdiği söz üzerinden ciddi şekilde eleştirilmesine neden oldu.
Son olarak Trabzonspor-Başakşehir maçının ardından Trabzonspor Kulüp Başkanı Ertuğrul Doğan’ın açıklamaları gündeme geldi.
Doğan, son derece nazik, ölçülü ve kelimelerini dikkatle seçen bir üslupla hakem yönetimine ilişkin görüşlerini dile getirdi. Ortada hakaret, tehdit ya da kişisel bir saldırı yoktu. Buna rağmen Trabzonspor Başkanı’nın PFDK’ye sevk edilmesi, ister istemez bazı soru işaretlerini beraberinde getirdi.
Kulüpler milyonlarca lira harcıyor. Başkanlar, yöneticiler, teknik ekipler ve futbolcular ciddi bir mesai ortaya koyuyor. Hal böyleyken bir kulüp başkanının maç sonrasında, hakaret etmeden ve tehditkâr bir dil kullanmadan hakem yönetimini eleştirmesinin ne gibi bir sakıncası olabilir?
Elbette herkesin bir sınırı olmalı.
Hakaret, tehdit ve seviyesiz ifadeler kabul edilemez. Ancak bunun dışında kalan, futbolun içinde kalmak şartıyla yapılan eleştirilerin de doğal karşılanması gerekiyor.
Hakem kötü maç yönetmiş olabilir. Bir kulüp, hakem kararları nedeniyle mağdur olduğunu düşünebilir. Kulüp başkanı da bunu kamuoyuyla paylaşabilir. Bunun adı futbolun içindeki eleştiridir.
Türkiye Futbol Federasyonu futbolu yönetiyorsa, federasyonun kurulları ve hakemler de doğal olarak eleştiriye açık olmak zorunda. Aksi halde kulüplerin, yöneticilerin ve futbol kamuoyunun söz söyleme alanı giderek daralır.
Bir kulüp başkanını PFDK’ye sevk etmek, eleştiriyi ortadan kaldırmaz. Tam tersine, kamuoyunda daha fazla soru işareti oluşturur.
Artık futbol kamuoyu aynı görüntüleri görmek istemiyor.
Kulüplerin sesini kısmaya çalışmak yerine, eleştirilerin neden yapıldığına bakmak daha doğru olmaz mı?
Çünkü mesele bir kulüp başkanını “terbiye etmek” değil. Mesele, futbolun daha adil, daha şeffaf ve eleştiriye daha açık bir ortamda yönetilmesi.
Eleştiri olacak.
Yeter ki sınır hakaret ve tehdide taşınmasın.

KALDIRIMLAR İŞGAL ALTINDA, BELEDİYELER NEREDE?
Yaz aylarında ilçelerde sıkça karşılaştığımız sorunlardan biri de restoran, lokanta ve kafelerin masa ve sandalyelerini kaldırım ve yol kenarlarına taşırması.
Elbette sıcak havalarda açık havada oturmak isteyen vatandaşlar var. İşletmeler de müşterilerine kolaylık sağlamak amacıyla dükkanlarının önüne masa ve sandalye çıkarabiliyor.
Ancak burada ince bir çizgi var.
İşletme müşterisine kolaylık sağlarken, başka bir vatandaşın yürüme alanını neden işgal etsin?
Bazı yerlerde masa ve sandalyeler kaldırımı neredeyse tamamen kapatıyor. Yayalar ya yolun kenarından yürümek ya da araçların arasından geçmek zorunda kalıyor.
Üstelik mesele sadece masa ve sandalyeden ibaret değil.
İşletmelerin önüne gelişigüzel bırakılan araçlar da zaten dar olan yolları daha da kullanılmaz hale getiriyor. Bir tarafta kaldırım işgali, diğer tarafta düzensiz park… Sonuçta mağdur olan yine vatandaş.
Belediyeler ise çoğu zaman bu görüntülere yeterince müdahale etmiyor.
Özellikle ilçelerde bunun başka bir boyutu daha var.
Herkes birbirini tanıyor. Esnaf belediyeyi, vatandaş esnafı biliyor. “Yarın seçim var” hesabı yapıldığında, belediyeler de işletme sahipleriyle karşı karşıya gelmek istemiyor.
Ama belediyecilik biraz da burada başlıyor.
Birilerinin kazanç sağlaması uğruna toplumun geri kalanının mağdur edilmesine göz yummamak gerekiyor.
Daha da kötüsü, zaman zaman bu düzensizliklerin ciddi sonuçları yaşanıyor. Trafik kazası oluyor, yayaya araç çarpıyor, birkaç gün boyunca masa ve sandalyeler kaldırılıyor, denetimler sıklaşıyor.
Sonra?
Her şey yeniden eski haline dönüyor.
Böyle olmaz.
Esnaf elbette kazanacak. Vatandaş elbette istediği yerde oturacak. Ama bunun bir kuralı, bir sınırı olmalı.
Kaldırım yayalarındır. Yol araçlarındır. İşletmenin kullanım alanı da mevzuatla belirlenmiştir.
Belediyelerin görevi de bu sınırları korumaktır.
Esnafı mağdur etmeden, vatandaşı da sokağa çıkamaz hale getirmeden bir düzen kurulabilir.
Yeter ki belediyeler “görmedim, duymadım” anlayışından çıkıp biraz daha kararlı davransın.
Çünkü birilerinin müşterisi rahat otursun diye başka bir vatandaşın yolda yürümek zorunda kalması normal değil.

HER ŞEY BİR ADIMLA BAŞLAR
Bazen bir şehrin geleceğini değiştirecek büyük hikayeler, küçük bir adımla başlar.
Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç’in geçen ay Çin’in Ankara Büyükelçisi Jiang Xuebin’i Trabzon’a davet ederek başlattığı temasların ardından, dün de Çinli banka ve şirket temsilcilerinden oluşan bir heyetin Trabzon'a gelmesi dikkat çekici bir gelişme oldu.
Üstelik bu kez masada sadece turizm yok. Finans, teknoloji, ulaşım, altyapı, ticaret ve yatırım gibi birçok başlık konuşuluyor.
Çin’in önemli kuruluşlarının temsilcilerinin Trabzon’da iş insanlarıyla da temas kuracak olması, atılan adımın karşılıklı ticari ilişkilere dönüştürülmek istendiğini gösteriyor.
Aslında Trabzon bu hikayeyi daha önce de yaşadı.
Merhum Vali Recep Kızılcık’ın yıllar önce Körfez ülkelerine yönelik başlattığı turizm girişimleri, bugün Trabzon’un bölgenin önemli turizm merkezlerinden biri olmasının önünü açtı.
Bugün Çin için atılan adımların da benzer bir hikayenin başlangıcı olup olmayacağını zaman gösterecek.
Ancak şurası kesin: Büyük işler, önce birilerinin cesaret edip ilk adımı atmasıyla başlıyor.
Başkan Genç’in Çin hamlesi de Trabzon açısından izlenmesi gereken önemli bir adım.

TRABZON'DA RAYLI SİSTEM TEYAKKUZU
Trabzon’da artık bütün gözler 1 Eylül’e çevrildi. Şehrin 50 yıllık hayali olan şehir içi raylı ulaşım sisteminde tarihi gün için geri sayım başladı.
O gün yalnızca bir projenin temeli atılmayacak; Trabzon’un ulaşım tarihinde yeni bir sayfa açılacak. Bu nedenle Büyükşehir Belediyesi’nde adeta raylı sistem teyakkuzu yaşanıyor.
Edinilen bilgilere göre Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile Trabzon Büyükşehir Belediyesi, tarihi törenin kusursuz geçmesi için hazırlıkları ortaklaşa yürütüyor.
Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç’in ise organizasyonun her aşamasının titizlikle ele alınması ve en küçük detayın dahi gözden kaçırılmaması yönünde tüm birimlere talimat verdiği öğrenildi.
Büyükşehir’de son günlerde toplantı üstüne toplantı yapılmasının nedeni de bu. Törenin akışı, protokol düzeni, davetli listeleri, ulaşım ve organizasyon başlıkları tek tek değerlendiriliyor.
Hazırlıklar yeniden gözden geçiriliyor, eksikler kontrol ediliyor. Kısacası 1 Eylül için Büyükşehir’de tam anlamıyla bir seferberlik havası hakim.
Törenin hem Trabzon’un tarihine yakışır bir atmosferde gerçekleşmesi hem de şehrin bütün kesimlerinin bu heyecana ortak olması amaçlanıyor.
