TRABZON’DA OY DENGESİ DEĞİŞİYOR MU?
Geçtiğimiz günlerde AK Parti’nin temmuz ayı içerisinde Trabzon genelinde yaptırdığı öne sürülen bir anket sonucu elimize ulaştı.
Elbette anketler, yapıldığı dönemin siyasi atmosferine göre değişebiliyor. Bugün ortaya çıkan tablo, birkaç ay sonra tamamen farklı bir sonuç verebilir.
Ancak Trabzon özelinde ortaya çıkan rakamlar, üzerinde konuşulmaya değer bir tablo ortaya koyuyor.
Ankete göre AK Parti’nin Trabzon’daki oy oranı yüzde 37,4.
Yeni Parti’nin oy oranı ise yüzde 25,8 olarak ölçülmüş.
Yeniden Refah Partisi yüzde 12,2, Milliyetçi Hareket Partisi yüzde 8,4, Anahtar Parti yüzde 5,3, İYİ Parti yüzde 3,7, Zafer Partisi ise yüzde 3 seviyesinde görünüyor.
Bu oy dağılımı milletvekili seçim sonucuna uyarlandığında ise Trabzon’da dikkat çeken bir tablo ortaya çıkıyor.
6 milletvekili bulunan kentte AK Parti’nin 3, Yeni Parti’nin 2, Yeniden Refah Partisi’nin ise 1 milletvekili çıkarabileceği hesaplanıyor.
AK Parti ile Yeni Parti açısından ortaya çıkan oy oranları, Trabzon’daki mevcut siyasi tablo dikkate alındığında çok da şaşırtıcı görünmeyebilir.
Ancak Yeniden Refah Partisi’nin yüzde 12,2 seviyesine ulaşması dikkat çekici.
Çünkü Trabzon’da bu partinin bu denli yüksek bir oy oranına ulaşabileceği yönündeki beklenti, çok güçlü görünmüyordu.
Elbette burada bir parantez açmak gerekiyor.
Bir anket sonucunu kesin seçim sonucu gibi değerlendirmek doğru olmaz. Siyasi gelişmeler, adaylar, ittifaklar ve seçmenin tercihleri zaman içerisinde tabloyu değiştirebilir.
Fakat anketlerin bir başka işlevi daha var.
Sonucu yüzde 100 doğru vermese bile seçmenin eğilimi hakkında fikir verebilir.
Trabzon açısından bakıldığında da bu araştırma, özellikle AK Parti, Yeni Parti ve Yeniden Refah Partisi arasındaki oy dengesi bakımından dikkat çekici bir fotoğraf ortaya koyuyor.
Şimdilik elimizdeki tablo bu.
Sandık kurulduğunda ne olacağını ise elbette seçmen belirleyecek.

***
KARADENİZ’DE BU ALIŞKANLIĞA ARTIK SON VERİLMELİ
Karadeniz insanının silaha ve silah kullanmaya olan tutkusu Türkiye genelinde bilinen bir gerçek. Hatta bu durum zaman zaman esprilere, fıkralara bile konu oluyor.
Ancak işin şakası bir yana…
Özellikle son yıllarda havaya rastgele açılan ateşler, ciddi şekilde insan hayatını tehdit ediyor. Havaya sıkılan bir mermi, namludan çıktıktan sonra yönünü değiştirip başka bir noktaya düşebiliyor.
İşte buna “yorgun mermi” deniliyor.
Yorgun mermi, hızını kaybetse dahi bir insanı yaralayabilecek, sakat bırakabilecek, hatta ölümüne neden olabilecek bir tehlikeye dönüşebiliyor.
Türkiye'nin farklı bölgelerinde son yıllarda bunun çok sayıda örneği yaşandı. Düğünlerde, asker uğurlamalarında, kutlamalarda ya da herhangi bir nedenle havaya ateş açılması, hiç ilgisi olmayan insanların hayatını bir anda değiştirebiliyor.
Özellikle yaz aylarında bu tehlike daha da artıyor.
Gurbetten memleketlerine gelen vatandaşların da etkisiyle kırsal bölgelerde düğün ve çeşitli kutlamalar yoğunlaşıyor. Evinde silah bulunan bazı kişiler ise birkaç saniyelik eğlence uğruna tetiğe basmaktan çekinmiyor.
Bir yerden havaya ateş açılıyor.
Ardından başka bir noktadan karşılık geliyor.
Derken birkaç saniyelik eğlence, çevrede yaşayan insanlar için ciddi bir korkuya dönüşüyor.
Oysa havaya sıkılan merminin nereye düşeceğini kimse bilmiyor.
Belki silahı kullanan kişinin birkaç metre uzağına bile düşmeyecek. Belki kilometrelerce ilerleyip hiçbir şeyden haberi olmayan bir insanın üzerine gelecek.
Asıl tehlike de burada başlıyor.
İnsanların uyarılmasına, vatandaşların şikâyetlerini dile getirmesine ve güvenlik güçlerinin denetimlerine rağmen bu alışkanlığın tamamen önüne geçilebilmiş değil.
Bu nedenle mesele yalnızca kanun ve ceza meselesi olarak görülmemeli.
Bir insan silahını eline aldığında, tetiğe basmadan önce sonucunu da düşünmeli.
Çünkü havaya sıkılan o merminin kime isabet edeceğini, hangi ailenin hayatını değiştireceğini kimse bilmiyor.
Birkaç saniyelik eğlence, başka bir insanın hayatına mal olabilir.
Karadeniz'in sıcaklığı, coşkusu ve eğlencesi elbette yaşansın. Bunu silah kullanmadan bedelini masum insanlara ödetmeden yapsınlar…
Silahın yönü gökyüzüne çevrilmiş olabilir.
Ama sonuçta hedefin kim olacağını kimse bilemez…

***
BEŞİRLİ’DE BU KEŞMEKEŞ NE ZAMAN BİTECEK?
Beşirli'de yaz akşamlarının değişmeyen görüntüsü artık sıradan bir trafik yoğunluğu olmaktan çıktı. Her akşam aynı saatlerde yaşanan karmaşa, hem sürücüleri hem de bölgede yaşayan vatandaşları canından bezdirmiş durumda.
Tenis kortlarından başlayıp Uzunkum Otel'in arkasına, oradan da kavşak çıkışına kadar uzanan iki şeritli yol, sağlı sollu bırakılan araçlar nedeniyle fiilen tek şeride düşüyor. Yol daralınca karşıdan gelen araçların geçmesi de neredeyse imkânsız hale geliyor.
Üstelik mesele yalnızca park edilen araçlarla sınırlı değil. Bazı vatandaşların araçlarının arkasında sofralarını kurup saatlerce oturduğu, yolu adeta bir sosyal alan gibi kullandığı görülüyor. Kimse kimsenin keyfine karışmıyor elbette. Ancak bu durumun trafiği aksattığı da ortada.
Sonrası malum...
İki araç aynı anda geçmeye çalışıyor, kim geri gidecek tartışması başlıyor. Birkaç dakika içinde kuyruk uzuyor, korna sesleri yükseliyor. Zaman zaman sözlü tartışmaların kavgaya dönüştüğü bile oluyor.
Asıl mesele ise bütün bunların neredeyse her akşam yaşanmasına rağmen ortada caydırıcı bir denetimin görünmemesi.
Vatandaşın merak ettiği de tam olarak bu.
"Bu yolda trafik güvenliği için neden düzenli bir kontrol yapılmıyor?"
Çünkü sorun yeni değil. Bir gün yaşanıp ertesi gün ortadan kalkan bir durum da değil. Yaz boyunca aynı saatlerde, aynı noktada, benzer görüntüler tekrar ediyor.
Bir de Beşirli'nin ana yolundaki ayrı park meselesi var. Sağ şeride dörtlüler yakılarak bırakılan araçlar, özellikle akşam saatlerinde zaten yoğun olan trafiği daha da içinden çıkılmaz hale getiriyor.
İnsan ister istemez düşünüyor.
Bir kazanın yaşanması mı gerekiyor?
Bir kavganın büyümesi mi?
Yoksa bir vatandaşın zarar görmesi mi bekleniyor?
Oysa trafik düzeninde esas olan, sorun büyümeden önlem almak değil mi?
Beşirli'de yaşayanların sorduğu soru aslında oldukça basit:
"İki şeritli bir yolun her akşam tek şeride düşmesi ve trafik güvenliğinin açıkça tehlikeye girmesi için daha ne olması gerekiyor?"
Bu görüntüler artık tesadüf değil, alışkanlığa dönüşmüş durumda. Ancak vatandaşın alıştığı bir başka şey daha var: Sorun yaşandıktan sonra yapılan müdahaleler.
Beşirli'de ise beklenti farklı.
Kaza olmadan, kavga çıkmadan, birileri zarar görmeden bu keşmekeşe son verilmesi.
Çünkü her akşam aynı manzarayı izlemek yerine, bir akşam da yolun gerçekten yol gibi kullanıldığını görmek istiyor insanlar.
Ve soru hâlâ ortada duruyor:
Bu keşmekeşi kim durduracak?
***
TRABZON’DA YAZIN ARDINDAN YENİ HAREKETLİLİK
Trabzon’da temmuz ve ağustos ayları kent nüfusunun ciddi şekilde arttığı dönemler. Yerli ve yabancı turistler, gurbetçiler ve yaz tatili için gelenlerle birlikte şehir oldukça hareketli günler geçiriyor.
Ağustosun sonlarına doğru ise görüntü değişiyor.
Fındık toplamak için memleketine gelenlerin önemli bölümü gününü kırsalda geçirince, özellikle gündüz saatlerinde kent merkezinde kısa süreli bir sakinlik oluşuyor. Ancak bu, Trabzon’un kalabalıktan kurtulduğu anlamına gelmiyor.
Çünkü birkaç hafta içerisinde başka bir hareketlilik başlayacak.
Okulların açılması ve üniversitelerin yeni eğitim dönemine girmesiyle birlikte Türkiye’nin farklı illerinden binlerce öğrenci Trabzon’a gelecek. Geçtiğimiz eğitim döneminde mezun olup kentten ayrılanların yerini yeni öğrenciler alacak.
Bu hareketlilik, doğal olarak kent ekonomisine de yansıyacak.
Lokantalar, kafeler, beyaz eşya mağazaları, ikinci el eşya satan işletmeler ve özellikle kiralık konut piyasası yeni dönemin hareketlenen alanları olacak.
En dikkat çekici başlık ise yine kira.
Yurt yerine arkadaşlarıyla ev tutmayı tercih eden öğrenciler için Trabzon’da 30 bin liradan başlayıp 60 bin liraya kadar çıkan kiralar söz konusu.
Üç öğrencinin bir ev tuttuğu düşünülürse kişi başına düşen kira bile ciddi bir rakama ulaşıyor. Buna faturalar ve diğer yaşam giderleri de eklendiğinde üniversite öğrencisinin kentteki barınma maliyeti küçümsenecek gibi değil.
Üstelik bu yalnızca öğrencinin meselesi olarak kalmıyor.
Kiralık evlere yönelik talebin artması, fiyatların genel piyasaya da yansımasına neden oluyor. Öğrenci hareketliliğiyle birlikte yükselen kira beklentisi, diğer kiracılar açısından da yeni bir maliyet anlamına gelebiliyor.
Dolayısıyla önümüzdeki dönem Trabzon için sadece üniversitelerin açıldığı bir dönem olmayacak.
Bir yandan kent ekonomisi canlanırken diğer yandan barınma konusu yeniden gündemin önemli başlıklarından biri haline gelecek.
Bu açıdan bakıldığında Trabzon’un yaz sonundaki sakinliği aslında kısa bir ara.
Turistlerin ve gurbetçilerin ardından bu kez öğrenciler gelecek. Sokakların, işletmelerin ve konut piyasasının hareketliliği yeniden artacak.
Trabzon’un kalabalığı bitmiyor.
Sadece kalabalığın nedeni değişiyor.
Şimdi asıl mesele, bu hareketliliğin kent ekonomisine katkısının ne olacağı ve özellikle kira piyasasında nasıl bir tablo ortaya çıkaracağı.
Bunu da öğrencilerin kente dönmesiyle birlikte rakamlar gösterecek.