Siyaset... Doğru yapıldığında bir şehrin kaderini değiştirebilir. Yanlış yapıldığında ise insanların hayatını zorlaştırabilir. Çünkü alınan her kararın, yapılan ya da yapılmayan her hizmetin bir karşılığı var. O karşılığı da en iyi vatandaş hissediyor.
Siyasetçilik kolay meslek değil.
Sürekli göz önündesiniz. Attığınız her adım takip ediliyor. Bazen vatandaşın 100 işinden 99'unu çözersiniz, ama çözemediğiniz o bir iş, bütün yaptıklarınızın önüne geçer. Eleştiriler de peşinden gelir.
İşin doğası bu...
Kimse de bundan kaçamaz.
Toplumun gönlünde yer edinen siyasetçiler, makamın peşinden koşanlar değil; hizmet etmeyi dert edinenler oluyor. Görevini layıkıyla yapan, vatandaşın kapısını çalan, derdiyle dertlenen isimler yıllar geçse de unutulmuyor.
Ama siyaset sadece koltuk için yapılmaya başladığında...
Geride pek de hoş bir iz kalmıyor.
Son dönemde dikkat çeken bir alışkanlık var.

İktidar da yapıyor, muhalefet de...
Partilerin genel başkanları ya da önemli isimleri Trabzon'a geliyor. Programlara bakıyorsunuz; esnaf ziyaretleri, vatandaş buluşmaları, çarşı gezileri...
Görüntü güzel.
Peki ya gerçek?
İşte asıl mesele burada başlıyor.
Çünkü çoğu zaman ziyaret edilen yerler önceden belirleniyor. Gidilecek esnaf belli, karşılanacak isimler belli, sohbet edilecek kişiler belli...
Doğal bir ortam oluşmuyor.
Sonra da o görüntüler sosyal medyada paylaşılıyor.
Mesaj da şu oluyor:
"Vatandaş bizimle."
"Esnaf bizi bağrına bastı."
Oysa vatandaş bunları görüyor.
Hatta çoğu zaman kimin hangi partiye yakın olduğunu, kimin neden o karede yer aldığını da biliyor.
İşte bu yüzden bu paylaşımların toplumdaki karşılığı sanıldığı kadar büyük olmuyor.
Hatta bazen tam tersi etki oluşturuyor.
Çünkü siyasetçiyi geliştiren alkış değil...
Eleştiridir.
Muhalif seslerden kaçan siyasetçi, zamanla toplumdan da uzaklaşır.
Vatandaşın gerçek derdini dinlemek kolay değildir.
Kimi zaman sert sözler duyarsınız.
Kimi zaman haksız eleştiriler...
Ama siyaset tam da bunun için var.
İnsanların öfkesini de dinleyebilmek...
İtirazını da...
Haklı serzenişini de...
Asıl fotoğraf orada ortaya çıkar.
Vatandaş, siyasetçinin sadece öven insanlarla yan yana gelmesini istemiyor.
Kendisini de görmek istiyor.
Sorununu anlatabilmeyi...
İtiraz edebilmeyi...
Gerekirse hesap sorabilmeyi...
Çünkü siyaset, koruma çemberinin içinde yapılmaz.
Sokakta yapılır.
Mahallede yapılır.
Pazarda yapılır.
Çay ocağında yapılır.
İnsanların arasında yapılır.
Bunu başaran siyasetçi zaten sosyal medyada ayrıca bir algı oluşturmaya ihtiyaç duymaz.
Vatandaş onun reklamını kendisi yapar.
Ama sadece önceden hazırlanmış görüntülerle, "al gülüm ver gülüm" anlayışıyla siyaset yürütmeye çalışırsanız...
Belki o gün güzel fotoğraflar çekersiniz.
Fakat sandık geldiğinde aynı fotoğrafı göremeyebilirsiniz.
Çünkü vatandaşın hafızası, sanıldığından çok daha güçlüdür.
Ve en önemlisi...
Samimiyeti hemen fark eder.