Bir çığlık adresine nasıl ulaşır?
Türkçenin çok eski sözcüklerinden biridir aydınlık. Dilimizin karanlık dönemlerinden gelen "karanlık" da eşlik eder kendisine. Dünyamızın çünkü bir yüzü aydınlıkken diğer yüzü karanlıktır. Uzun karanlıklar yaşanır uzak diyarlarda. Ama hepsinin ardından bir aydınlık belirir.
İnsan karanlıktan korkar. Çünkü kötülerin mesaisi çoğu zaman karanlıkta başlar ve biter. Karanlığı seven iyi insanlar da vardır. Görünmek ve görmek istemezler birilerine ve birilerini. Karanlıkta kendileri vardır baktıkları aynalarda. Aklımıza Ahmet Haşim gelir meşhurlar içinden. "Karanlığı seviyorsun Şair / ne kimseye / gözlerinden veriyorsun / ne kimsenin / gözlerinden alıyorsun" diye seslenir ona Ertan Mısırlı. "Karanlık ölüm gibidir" diye de ekler ardından.
Toprağın altı tümüyle karanlıktır. Suyun bir fersah altı zifiri karanlıktır. İnsanlarınsa yarım karış derinlerinde bulunur karanlık. İşte asıl budur dünyamızın başına bela olan, yaşamlarımızı mahveden. Çünkü dikenler, ısırganlar, zehirli sarmaşıklar, baldıran otları, kurtboğanlar, köpekdilleri... yetişir bu karanlığın içinde. Yani hoyratlık, gaddarlık, vicdansızlık, canilik diye hep anlatıp durduğumuz. Artık gün ortasında bile görmemizin mümkün olduğu.
Uzun dertleri yontarak bazen şiir yaparız. Çünkü ne anlatmaya mecalimiz vardır ne de uzun dinleyecek birileri...
Çığlıklar geliyor yasal karanlıklardan
Bir çığlık adresine nasıl ulaşır
Serçeler aranırken kendi kafeslerini
Alıcı kuşun nağmesi halka halka yaklaşır
Doktor Josepf Giyotin, utanır soyadından
Bahşişi bol cellatlar aramızda dolaşır
Hattıhümayun ile gündüzler gece olur
Orta Çağ'dan hamallar bize aydınlık taşır...