Zor zamanlarda konuşmak
Bitkilerin konuştuğunu saptamışlar. Saldırıya uğrayınca komşularını uyardıklarını; yaralanınca veya aç susuz kalınca birtakım sesler çıkardıklarını görmüşler. Kendiliğinden biten otlar bile bir şeyler söylemeye çalışıyor.
Hayvanlar da konuşuyor. Birbirlerine selam verdikleri, muhataplarının sözünü kesmedikleri, cevap vermek için bekledikleri, bir sorun olduğunda birbirlerini uyardıkları biliniyor.
Konuşma yetisi en gelişkin canlı insan. Yıllarca bunun eğitimini de alıyor. Ama konuştuğu için sık sık başı derde giriyor. Bazen de konuşmadığı için…
İyilikten ve adaletten yana olanlar -ki hemen her insan öyledir- kötülük ve haksızlık karşısında konuşsun istiyoruz. Önemli kimi insanlar ses çıkarırlarsa mazlumların çilesi sona erecek diye umuyoruz. Pek konuşmuyorlar.
Çok sevdiğimiz eski bir sinema oyuncusu nicedir sessizdi. Nihayet konuştu, "Hiçbir şeyin eski tadı yok." dedi ve eski tadını koruyan bir bisküviyi yememizi tavsiye etti.
Elin oğlu, "Adalet yerini bulsun da isterse kıyamet kopsun." demiş. İstiyoruz ki bizim aydınımız, sanatçımız da en azından, "Adalet yerini bulsa hiç fena olmaz. Bu yapılanları doğru bulduğumu sanmıyorum. Birazcık daha şefkatli olmanızı istirham ederim, efendim…" gibi şeyler söylesin.
Çoğu insan pek temkinli, dolduruşlara kapalı. "El, adamı yiğit diye candan eder. El için ağlayan gözünden olur. Susmak bir sanattır..." falan diyorlar. Diyebilirler. Bir kâr - zarar muhasebesi yapmışlardır. Bir külfeti olmasa herkes kahraman olmak ister.
Kahramanlığın tanımı genişledi. Ejderhayı öldüren Oğuz bir kahramandı. Dağlar gibi Tepegöz’ü alt eden Basat bir kahramandı. Er meydanında kılıç sallayan Manas da öyle…
Şimdi zor zamanlarda konuşanlar da kahraman…