Güneş senin yanında sönük kalır efendim
Yaptığı işin hakkını vermek diye bir şey var. Dağlarca şairdi, hep şiir yazdı. Gün yirmi dört saat şiir düşünürdü, yüzden fazla kitap üretti. Ahmed Arif de şiirin hakkını verdi, tek bir kitap yazdı: "Hasretinden Prangalar Eskittim".
Gazneli Mahmut, sarayında 400’den fazla şair beslermiş. Sanatçının hakkını vermek böyle bir şeydir. Onlar da sabah akşam methiye düzerek sultanın hakkını teslim ederlermiş. Büyük adamların -çünkü- yelkenlerini dolduran en güçlü rüzgâr, ululamadır.
Ahmet Nedim Efendi, Lale Devri'nin renkli simalarındandır. 3. Ahmet’in tuğrasının bile gönüllere ferahlık verdiğini ifade buyurmuş, koruyucusu İbrahim Paşa'yı övmek için de hiçbir fırsatı kaçırmamıştır. "Tıraş oldun efendim, afiyetler izzü devletle" nakaratlı bir şarkı bile yazmıştır ki şarkının hakkını veren adam olarak da bilinir.
Nefi Hazretleri ise methiyenin hakkını vermekle kalmamış, fahriyeler yazarak kendi hakkını da kendi özüne teslim etmiştir. "Cihan üzre bulunmaz ben gibi ulu şair / İnciler dizdim daima hayata ve aşka dair" diye özetlenebilecek dizeler karalamıştır. Hicviye denince de saygıyla anarız kendisini. Yakası açılmadık sövgülerle hicvin de daniskasını yazmıştır.
Günümüzde şiire pek rağbet kalmadı. Hiciv (yergi) yazanların kalemleri yazamaz oluyor. Ama berbat cümlelerle de olsa abartılı övgüler düzmeye devam ediyor, sayılamayacak kadar fazla uyanık. Methiye çünkü "caize" (bahşiş, hediye) içindir. Övülme ihtiyacı da hiç eksilmiyor kişioğlunun. Hâl böyle olunca, methiyenin hakkını verirken zerre utanmayanlar "analarının ak sütü gibi helal" kazançlar elde ediyorlar.
Yüzlerce yıl önce Abbasiler döneminde zalimler için mükemmel methiyeler düzülürmüş. Abbasiler yok oldu gitti, arsız methiyecileri dört bir yanımızda…