Her şeyi biliyorlar
Yurdumuzun saygın bir filozofundan söz ettim bir vesileyle. "Amma da aptalmış!" dedi gençler onun için. Dolu bardak neylesin suyu?..
Bir muallimden ricacı olmuşlar, şu delikanlıyı talebeniz olarak kabul buyurunuz diye. "Pek olgundur, akıllıdır, zekidir, bildiklerini bilseniz şaşar kalırsınız..." Muallim epeyce övgü dinledikten sonra demiş ki: "Gerçekten bu anlattığınız gibiyse kendisinden rica edelim de beni talebeliğe kabul buyursun..."
Akçe akıl öğretir, don yürüyüş... Tüccardan bir veliyle görüştüm. Bana hem hımbıl yavrusunu övdü hem birçok akıl verdi. Ben başkalarının akıllarına önem vermeyen insanlardan değilim. Herkesten bir şeyler öğrenilir elbette. Haddini bilmek dâhil.
"İnan değil sana kastım, cahille sohbeti kestim" diyen ozana da saygı ve selam. Fakat ben konuşmaya gayret etmekle birlikte konu bulma zorluğu çekenlerdenim. Ayaktopundan pek anlamam, kuantum fiziğine vâkıf değilim.
Galata Mevlevihanesinden Kudretullah Efendi, bir cahilin ziyaret ve sohbetine maruz kaldıkça her defasında "Efendi, Ayasofya Camisi mi daha büyüktür, Sultanahmet Camisi mi?.." diye konu açarmış. Bir gün kendisine neden böyle yaptığını sormuşlar. "Efendim" demiş, "bu tür cahillerle başka nasıl lakırtı olur ki?.."
Konu sade cahillik değildir, çünkü hepimiz birçok şeyin cahiliyiz. İşin bir de alıklık tarafı var ki orası zorluyor insanı.
Sinoplu Diyojen'e, "Öldüğünüzde sizi nereye gömelim?" diye sormuşlar. "Dağın bir yanına atıverin." demiş. "Ama bu narin bedeninizi kurt, kuş yemez mi?" diye sual etmişler. "Bastonumu da yanıma koyun ki geldikleri vakit kafalarına vurayım." demiş. "Bu nasıl mümkün olabilir efendim? Siz o vakit canlı olmayacaksınız..." diye itiraz edecek olmuşlar. "Ha şunu bileydiniz, sersem herifler!.." demiş.
İstemeden küçük kazalar yapanı "sakar" diye, benim gibi boydan kesat olanı "cüce" diye suçlamak yakışık almayacağı gibi, önüne gelene "cahil" demek de pek uygunsuz oluyor. Çünkü hem alık hem cahil olanlar aslında her şeyi biliyor.