Eğitimden bağımsızlığa
Bir ülkeyi işgal edip bağımlı hâle getirmek mi istiyorsunuz?
Teknolojisini satın alın. Bilim ve fende ihtiyacını dışarıdan temin etmesini sağlayın. Ekonomisini dışa bağımlı hale getirin. İnsanlarının düşünme biçimini, algısını başkalarının belirlemesine zemin hazırlayın. Sonrasında belki sınırlar yerinde durur, bayrak dalgalanmaya devam eder. Fakat; ülke artık kendi geleceğini kendisinin belirlemesini, kendi kararını verme gücünü kaybeder.
Günümüz şartlarında bağımsızlığın en kritik noktası yalnızca sınırlar değil, sınırlar içerisindeki insan zihnidir.
Tam burada devreye eğitim girer. Zira bir devletin neyi üreteceği, nasıl bir teknoloji geliştireceği, olası krizler karşısında nasıl kararlar vereceği, küresel ölçekte ne kadar söz sahibi olacağı, yetişen insanların niteliğine bağlıdır.
Günümüz dünyasında artık yalnızca enerji kaynakları, pazarlar, topraklar için kavga edilmiyor. Mücadelenin merkezinde bilgi, teknoloji, veri, insan kaynağı, stratejik akıl var. Kendi savunma teknolojisini geliştiremeyen, kendi yazılımını üretemeyen, bilim insanını yetiştiremeyen her bakımdan bağımlı hale geliyor.
Bağımlılık; düşünmeyi öğrenememiş, sorgulamayı, araştırmayı becerememiş ve uygulamaya geçmemiş bir nesille başlar.
Bu yüzyılda bilgiye ulaşmak çok kolay fakat bilgi üretmek, doğru soruyu sormak ve bilgiyi doğru yönetmek önemli. Bilgiyi üretenler, toplumların yönünü ve yarınlarını belirler.
Yapay zekâ bu gerçeği daha da büyütmüyor mu? Makineler cevap veriyor, analiz yapıyor. Birçok işi insanlardan daha hızlı gerçekleştiriyor. Ne olursa olsun hangi sorunun sorulacağına, hangi riskin alınacağına ve hangi kararın doğru olduğuna yine insan karar veriyor. Bu yüzden geleceğin eğitim sistemi; teknoloji kullanıp, yönlendirip, sorgulayıp, uygularken ve gerektiğinde ona sınır koyabilen insanı yetiştirmek zorundadır.
Bir ülkenin eğitim sistemi aynı zamanda toplumun kültürel ve zihinsel savunma hattıdır. Tarihinden soyutlanmış, dünyayı okumayı beceremeyen, stratejik bakamayan toplumlar, başka ülkelerin ürettiği fikirlerin tüketicisi ve esiri hâline gelecektir.
''Kendi düşünce dünyasını inşa edemeyen toplum, başkalarını hazırladığı gündemi yaşar.'' Bu yüzden eğitimin milli olması dünyaya kapalı kalmak değildir. Aksine küresel yapı ile rekabet edebilecek insan kaynağını yetiştirmektir. Yani temel mesele; bilim insanı, mühendis, sağlıkçı öğretmen, hukukçu, yönetici, girişimci, stratejist yetkin insan yetiştirebilmektir. Çünkü; eğitim nitelikli iş gücü yanında, ülkenin yarınlarının karar vericilerini yetiştirir. Nitelik kaybedildiğinde ise geleceğin karar mekanizmaları büyük güç kaybına uğrar.
Bugün ülkeler arasında son derece çetin ve gerçek bir yarış var. Bir tarafta insan kaynağını stratejik biçimde yöneten nitelikli eğitimli ülkeler; öte yanda başkalarına bağımlı ülkeler... Bu zorlu, rekabetçi yarışı geleceğin en nitelikli insanı yetiştirebilenler kazanacak. Çünkü bir ülkenin gerçek gücü, sahip olduğu kaynakların büyüklüğünden çok, o kaynakları yönetecek insanların niteliğindedir.
''Eğitimde gereğini yapamayan ülke, geleceğin bağımlı ülkesi olacaktır.''
İyi bilinmelidir ki; geleceğin bağımsızlığı, bugünün sınıflarında kurulmaktadır.