Sosyal Gündem Resmi İlanlar
Makale 13 Ağustos 2026 09:40 13 Ağustos 2026 09:42

BENCİLLİK

BENCİLLİK

Büyük toplumlar için öyle zamanlar vardır ki, o anlarda toplumlar önce karakterlerini sonra varlığını kaybeder. 
Bugün teknolojinin baş döndürücü hızı ve bilgiye ulaşmak tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar kolaylaştı. 

Ancak insanlar mutsuz, yalnız ve birbirine yabancı. 
Çünkü; bu çağın en büyük özelliği teknoloji üretmek kadar, bireyi kendi etrafında dönen küçük bir evrene dönüştürmek oldu.
Bu dönemde herkes kendi hikâyesinin kahramanı, başkasının hayatının ise yalnızca seyircisi...

Eskiden insanın değeri, çevresine fayda sağlamasıyla ölçülürdü. 
Şimdi ise sosyal medyada kaç kişinin onu takip ettiğiyle ölçülüyor. 
Karakterin yerini imaj, vicdanın yerini görünürlük, bilginin yerini popülerlik, entelektüelliğin yerini cehalet aldı. 

Son yarım yüzyıldır dünyada pazarlanan, empoze edilen fikri özgürlük oldu. 
Fakat özgürlük, zamanla "Kendin ol.", "Sadece kendini düşün.", " Senden kıymetlisi yok" anlayışına dönüştü. 

Yeni bir birey tipi yaratıldı.
Haklarını öyle veya böyle ezbere bilen ancak görev ve sorumluluklarını hatırlamayan...
Öyle ki; insan eleştirecek ama özeleştiri yapmacak...
Hep almak için çalışan ancak vermeyi düşünmeyecek, hatta verdiğini de fedakârlık sayacak...

Bu insan tipi sadece aile yapısını değil, kurumları da dönüştürdü. 
İş yerlerinde sadakat azaldı, 
Dostluklar çıkar ilişkilerine bağlandı.
Evlilikler sabır ve tahammül yerine beklentiler, elde edilecekler üzerine kuruldu. 
Bu insan çok sevilmek istiyor; ama karşısındakine gelince az sevmeyi tercih ediyor.

Toplumsal ilişkiler artık cep hesabıyla kuruluyor.
İnsanlar kalabalıklar içinde yalnız yaşıyor.
Aynı evin içinde yaşayan aile fertleri birbirleriyle değil, ekranlarla konuşuyor. 
Aynı masada oturan insanlar birbirine değil, telefonlarına bakıyor.
Fertler, teknolojiyle dünyaya bağlanırken ne var ki komşusundan, dostundan, arkadaşından koptu.
Komşuluk, akrabalık, mahalle kültürü ve dayanışma neredeyse nostaljik kavramlara dönüştü.

Halbuki bu kavramlar toplumun görünmeyen güvenlik sistemidir. 
İnsanların birbirine güvendiği toplumlarda polis daha az çalışmaz mı?
Mahkemeler daha az yük taşımaz mı? Hastaneler daha az ruhsal yarayı tedavi etmeyle uğraşmaz mı? 
Elbetteki öyledir.
Çünkü güven, medeniyetin görünmeyen harcıdır.

İnsan kendisi için daha çok tüketiyor ama aslında her gün kendisini tükeniyor. 
Kapital düzen, bireye daha fazlasını istemeyi öğretti. 
Büyük ev, lüks araba, pahalı kıyafet, pahalı telefon...
Halbuki tüketim kültürü cüzdanlarımızı boşaltırken, gerçekte ruhlarımızı işgal edip tüketti.
Artık eşyalar insanları yönetiyor. 
Elde ettiklerimiz arttıkça, sahip çıkabildiklerimiz azalıyor. 
Mesela mutluluk, satın alınabilir bir ürün gibi görülüyor. 
Oysa mutluluk parada değil, vicdandadır.
Bir insanın gerçek zenginliği cebinde değil, vicdanında saklıdır.

Merhametin azaldığı toplumda hukuk çoğalır. Güvenin zedelendiği toplumda sözleşmeler kalınlaşır. 
Sevginin azaldığı yerde psikologlar çoğalır. Ailenin özelliğini kaybettiği yerde devlet büyümek zorunda kalır. 
Onun için insanın boşalttığı alan boş kalmaz. 

Bugün yaşlıların yalnızlaşması, çocukların mutsuzluğu, gençlerin anlamsızlık duygusunu yaşaması ve yetişkinlerin tükenmişlik sendromu aslında aynı ağacın farklı dallarıdır.
Kök ise aynıdır.

İbn Haldun, toplumların yükselişini ve çöküşünü anlatırken birlik duygusunun zayıfladığında devletlerin de zayıfladığını söyler. 
İnsanlığın ilk gününden bugüne, bu tespit defalarca doğrulanmıştır.
Geçmişten bugüne her toplum dıştan gelen darbelerle yıkılmadan önce içeriden çözülüp çökmeye başlar. İşte o zaman;
Ahlak çözülür.
Güven çözülür.
Vicdan çözülür.
Sonra kurumlar çözülür.
Ve en sonunda devlet...

İşte bu nedenle bir toplumu ayakta tutan sadece ekonomisi değildir; birbirinin derdiyle dertlenebilen toplumun hayati değerdeki insanlarıdır.
Çözüm, teknolojiyi reddetmek değildir. Modern yaşamı terk etmek de değildir. Çözüm; insanı yeniden merkeze değil, değerlerin merkezine koymaktır.
Yetişen nesillere başarı kadar vicdanı öğretmek...
Okullarda rekabet kadar paylaşmayı da ödüllendirmek...
Ailelerde hak kadar sorumluluğu da konuşmak...
Toplumda "Ben kazandım." yerine "Biz birlikte başardık." diyebilmek...
Çünkü medeniyet, sadece yapı inşa etmek değil; insan inşa etmektir.
Dahası insan, başkasının acısını hissedebildiği ölçüde insandır.

Bugün belki de şu cümleyi hatırlamanın zamanıdır: "İnsan, kendisi için yaşadığında ömrünü tüketir; başkaları için yaşadığında ise ömrüne anlam katar."
Bir toplumun gerçek serveti altını, petrolü ya da teknolojisi değildir. 
Gerçek servet; birbirine güvenen insanların oluşturduğu görünmez hazinedir.
Eğer bu hazineyi kaybedersek, geriye ne kadar zengin olursak olalım, yalnızca büyük şehirlerde yaşayan yalnız insanlar kalır.
Çünkü çağımızın en büyük iflası ekonomik değil; vicdanî iflastır.

Nihayetinde hiçbir medeniyet, vicdanını kaybettikten sonra uzun süre ayakta kalamamıştır.

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!