Telefonlarımız mı bizi yönetiyor, biz mi telefonları?
Sabah gözümüzü açtığımızda ilk baktığımız şey ne? Büyük ihtimalle telefonumuz.
Alarmı kapatıyoruz, ardından bildirimlere bakıyoruz. Kim mesaj atmış, kim ne paylaşmış, gündemde ne var… Daha yataktan kalkmadan başkalarının hayatlarına göz atmaya başlıyoruz.
Gün içinde de durum pek değişmiyor. Otobüs beklerken telefon elimizde, yemek yerken telefon masada, arkadaşımızla otururken bile gözümüz zaman zaman ekrana kayıyor.
Eskiden birkaç dakika boş kaldığımızda etrafımızı izler, düşünür, insanlarla sohbet ederdik. Şimdi ise boş kalmak neredeyse dayanılmaz hale geldi. Hemen telefonumuzu çıkarıp ekranda kaydırmaya başlıyoruz.
Üstelik telefonlar hayatımızı gerçekten kolaylaştırıyor. Haberleşiyoruz, yolumuzu buluyoruz, işlerimizi hallediyoruz, sevdiklerimize saniyeler içinde ulaşıyoruz. Sorun telefonun hayatımızda olması değil; hayatımızın merkezine yerleşmesi.
Bazen güzel bir manzaraya bakmak yerine fotoğrafını çekmeye, güzel bir anı yaşamaktansa paylaşmaya çalışıyoruz. O anı gerçekten yaşayıp yaşamadığımızı ise unutuyoruz.
Belki telefonu tamamen bırakmak mümkün değil. Zaten mesele de bu değil.
Mesele, telefonu ne zaman kullanacağımıza bizim karar vermemiz.
Yemek yerken telefonu kenara koymak, sohbet ederken ekrana bakmamak, sabah uyandığımızda birkaç dakika telefonu elimize almamak bile küçük bir başlangıç olabilir.
Çünkü hayat, ekranın içinde değil.
Telefon bizim hayatımızı kolaylaştırmalı; hayatımızın kendisi olmamalı.
Belki bugün telefonu elimize aldığımızda kendimize tek bir soru sormalıyız:
Ben mi telefonu kullanıyorum, yoksa telefon mu benim zamanımı kullanıyor?