Sosyal Gündem Resmi İlanlar
Makale 13 Ekim 2026 10:15 13 Ekim 2026 10:17

Tabelada kazanmak her şey mi?

Yarışlar, müsabakalar ve hayat...

İster adına futbol deyin, ister basketbol, isterseniz de satranç.

Hatta hayatın herhangi bir alanındaki rekabet...

Ortada bir müsabaka varsa insanlık ölüyor mu?

Kazanma hırsı, dostu düşmana mı çeviriyor?

Sokakta selamlaşan, aynı sofrada yemek yiyen, belki de aynı mesaide kader birliği yapan insanlar, konu farklı bir alanda yarışmaya gelince neden içlerindeki canavarı ortaya çıkarıyorlar?

Ne oluyor da birkaç dakika önce birbirine saygı duyan insanlar, bir anda birbirini incitmekten çekinmeyen kişilere dönüşüyor?

Nereye kalıyor efendilik, dostluk, arkadaşlık?

Yıllarca kurulan dostluklar, verilen emekler, paylaşılan güzel günler bir galibiyet uğruna bu kadar kolay gözden çıkarılabilir mi?

Aslında rekabet, hayatın vazgeçilmez bir gerçeği.

İnsan kazanmak ister.

Başarmak, öne çıkmak, emeğinin karşılığını almak ister.

Bunda yanlış olan hiçbir şey yok.

Ancak kazanma arzusu, insanın karakterinin önüne geçmeye başladığında ortada artık bir yarıştan çok daha fazlası vardır.

Çünkü insanın gerçek karakteri, yalnızca kazandığında değil, kaybettiğinde de ortaya çıkar.

Galibiyetin verdiği mutluluğu herkes taşıyabilir.

Peki ya mağlubiyetin getirdiği hayal kırıklığını?

Asıl mesele biraz da burada başlıyor.

Kaybetmeyi hazmedemeyen, karşısındakinin başarısını kabullenemeyen, kazanmak için her yolu kendine hak gören bir anlayış, zamanla rekabetin bütün güzelliklerini ortadan kaldırıyor.

Bir bakıyorsunuz, oyun bitmiş ama öfke bitmemiş.

Son düdük çalmış ama kırgınlıklar devam ediyor.

Tabeladaki rakamlar değişmiş ama insanların birbirine bakışı da değişmiş.

Peki, yerine konulan küfür, hakaret, öfke ve sertlik karşılaşmanın bitiş düdüğünden sonra ne olacak?

Her şey unutulup yeniden dostluk mümkün olacak mı?

İnsanlar birbirlerinin yüzüne yine aynı güvenle bakabilecek mi?

Bugün bir müsabakada birbirini kıran insanlar, yarın aynı sokakta karşılaştığında nasıl selamlaşacak?

Dün omuz omuza yürüdüğü arkadaşına bugün kazanmak uğruna söylediklerini nasıl unutacak?

Bir özür, ağızdan çıkan bütün sözleri geri almaya yetecek mi?

İşte üzerinde düşünmemiz gereken asıl mesele bu.

Çünkü skor tabelası yalnızca sonucu gösterir, insanın geride bıraktığı kırgınlıkları değil.

Kimse tabelaya bakarak kaç dostluğun zedelendiğini, kaç kalbin kırıldığını, kaç insanın birbirine olan güvenini kaybettiğini göremez.

O tabelada yalnızca kazanan ve kaybeden vardır.

Oysa hayat, kazananlar ve kaybedenlerden ibaret değildir.

Hayatın içinde dostluk vardır, saygı vardır, vicdan vardır.

Ve hepsinden önemlisi, yarın yeniden birbirimizin yüzüne bakabilme zorunluluğu vardır.

Bazen düşünüyorum...

Bir insan rakibini yenip müsabakayı kazanırken, kendisine duyulan saygıyı kaybediyorsa gerçekten kazanmış sayılır mı?

Ya da mağlup olduğu halde nezaketini, duruşunu ve dostluğunu koruyabilen insan gerçekten kaybetmiş midir?

Bence üzerinde durulması gereken soru tam da budur.

Çünkü kazanmak bir sonuçtur.

Ama nasıl kazandığınız, nasıl kaybettiğiniz ve geride nasıl bir insan bıraktığınız karakterinizin göstergesidir.

Bugün alkışlanan bir galibiyet yarın unutulur.

Atılan goller, kazanılan sayılar, elde edilen kupalar zamanla hafızalardan silinir.

Ama insanların birbirine söylediği kırıcı sözler, gösterdiği saygısızlıklar ve yaşattığı hayal kırıklıkları kolay kolay unutulmaz.

Üstelik bu durum yalnızca spor sahalarında yaşanmıyor.

İş hayatında, siyasette, sosyal ilişkilerde, hatta en küçük tartışmalarda bile aynı anlayışla karşılaşıyoruz.

Haklı çıkmak için kırıyoruz.

Üstün gelmek için küçümsüyoruz.

Kazanmak için bazen kaybetmememiz gereken en değerli şeylerden vazgeçiyoruz.

Sonra da hiçbir şey olmamış gibi hayatın kaldığı yerden devam etmesini bekliyoruz.

Oysa her şey kaldığı yerden devam etmiyor.

İnsanın içinde bir şeyler eksiliyor.

Güven azalıyor, samimiyet zedeleniyor, dostluğun yerini mesafe alıyor.

Belki de en tehlikelisi, bütün bunları zamanla normal karşılamaya başlıyoruz.

Küfrü hırs, hakareti mücadele, saygısızlığı rekabet olarak görüyoruz.

Oysa rekabetin olduğu yerde düşmanlık olmak zorunda değil.

Birbirimizi yenebiliriz.

Birbirimizle mücadele edebiliriz.

Hatta zaman zaman çok sert bir yarışın içinde de olabiliriz.

Ama bütün bunları yaparken insan kalmayı da başarabiliriz.

Çünkü hiçbir galibiyet, bir insanın onurundan daha değerli değildir.

Hiçbir kupa, bir dostluğun yerini tutmaz.

Hiçbir skor, kaybedilen güveni geri getirmez.

Unutmayalım...

Bugün tabelada kazanan olmak, yarın insanların gözünde de kazanan olacağınız anlamına gelmez.

Ne olursa olsun, kalplerin kırıklığı bir topun çizgiyi geçmesi kadar değer görmüyorsa, orada samimiyetin cenazesi kalkıyor demektir.

Ve belki de en acısı şudur:

Herkes kazanmanın peşindeyken, aslında hep birlikte kaybediyoruz.

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!