Estetik Dolgu ile Normal Dolgu Arasındaki Fark Nedir?
Günlük dilde normal dolgu olarak adlandırılan amalgam restorasyonlar, gümüş, kalay, bakır ve cıva alaşımından oluşan metalik bir dolgu materyalidir ve diş hekimliğinde yüz elli yılı aşan bir kullanım geçmişine sahiptir. Estetik dolgu olarak bilinen kompozit rezin restorasyonlar ise organik rezin matriks içerisine dağılmış inorganik doldurucu partiküllerden oluşan ve diş renginde üretilebilen bir malzemedir. İki dolgu türü arasındaki en belirgin fark görünüm açısından ortaya çıkar. Amalgam dolgular metalik gri renkleri nedeniyle diş üzerinde belirgin biçimde fark edilirken kompozit dolgular diş dokusunun doğal renk ve translüsentlik özelliklerine uygun şekilde katmanlanarak neredeyse dişten ayırt edilemez bir sonuç sunar. Bu estetik üstünlük özellikle gülümseme hattında kalan dişlerde kompozit dolguların tercih edilmesinin temel gerekçesidir.
İki dolgu tedavisi arasındaki farklar yalnızca görünümle sınırlı kalmayıp uygulama tekniği ve diş dokusuna bağlanma mekanizması açısından da belirgin biçimde ayrışır. Amalgam dolgular kavite içine yerleştirildikten sonra mekanik retansiyon ile tutunum sağlar. Bu mekanik tutunum için kavite preparasyonu sırasında alt kesimler oluşturulması gerekir ve bu durum sağlam diş dokusunun da bir miktar uzaklaştırılması anlamına gelir. Kompozit rezinler ise adeziv sistem aracılığıyla mine ve dentin dokusuna kimyasal bağlanma gerçekleştirir. Bu sayede kavite preparasyonu sırasında yalnızca çürük dokunun uzaklaştırılması yeterli olur ve sağlam diş yapısı maksimum düzeyde korunur.
Dolayısıyla kompozit restorasyonlar minimal invaziv diş hekimliği yaklaşımının temel bileşenlerinden birini oluşturur. Amalgam dolguların bir diğer dezavantajı zamanla korozyona uğrayarak çevreleyen diş dokusunu karartabilmesidir. Kompozit dolgularda böyle bir renk değişimi görülmez ancak yıllar içinde yüzeysel renk emilimi nedeniyle hafif matlaşma ya da sararma oluşabilir. Termal genleşme davranışı açısından da iki malzeme farklılık gösterir. Amalgam sıcak ve soğuk içeceklerle temas ettiğinde diş dokusundan farklı oranda genleşip büzülerek mikro aralık oluşumuna zemin hazırlayabilirken, kompozit rezinlerin termal genleşme katsayısı diş dokusuna daha yakındır ve bu durum kenar uyumunun uzun vadede korunmasına katkı sağlar.
Estetik Dolgu Hangi Bölgelerde Daha Çok Tercih Edilir?
Estetik dolgunun en yaygın kullanım alanı kesici dişler ve küçük azı dişleri yani premolarlar gibi gülümseme sırasında görünen ön ve yan bölge dişleridir. Bu bölgelerde tedavi edilen dişin doğal görünümünü koruması hastanın estetik beklentisi açısından büyük önem taşır. Ön dişlerde çürük tedavisinin yanı sıra travmaya bağlı kırık onarımı, diastema yani dişler arası boşluk kapatma, mine hipoplazisi gibi yapısal kusurların düzeltilmesi ve diş formunun yeniden şekillendirilmesi gibi çok çeşitli endikasyonlarda kompozit rezin restorasyonlar tercih edilir. Direkt kompozit bonding olarak adlandırılan bu uygulamalarda hekim ince katmanlar halinde farklı opasitede kompozit tabakalarını üst üste uygulayarak dişin doğal renk geçişlerini ve yüzey dokusunu taklit eder. Özellikle gülüş estetiğinin ön planda olduğu vakalarda hekimin renk seçimi becerisi ve katmanlama tekniğindeki ustalığı nihai sonucun kalitesini doğrudan belirler.
Estetik dolgu uygulamaları yalnızca ön bölge dişlerle sınırlı olmayıp gelişen malzeme teknolojisi sayesinde arka bölge dişlerde de giderek daha yaygın biçimde kullanılmaktadır. Nano hibrit ve nano seramik içerikli yeni nesil kompozit rezinler arka bölge dişlerin maruz kaldığı yüksek çiğneme kuvvetlerine dayanabilecek mekanik özelliklere sahiptir. Bununla birlikte arka bölgede geniş kavitelerde, özellikle tüberküllerin yeniden inşası gereken durumlarda kompozitin dayanıklılık sınırlarının iyi değerlendirilmesi gerekir. Bu tür kapsamlı vakalarda seramik inley veya onley restorasyonlar daha öngörülebilir uzun vadeli sonuçlar sunabilir.
Estetik dolgu uygulamalarında nihai renk uyumunu doğrudan etkileyen faktörlerden biri de diş beyazlatma işlemidir. Kompozit rezinler uygulandıktan sonra beyazlatma ajanlarına karşı renk değişimi göstermez ve beyazlatılmış dişlerle dolgu arasında istenmeyen bir ton farkı oluşabilir. Bu nedenle diş beyazlatma işlemi planlayan hastalarda önce beyazlatma prosedürünün tamamlanması, ardından ulaşılan son diş rengine uygun tonun belirlenerek kompozit restorasyonun gerçekleştirilmesi önerilir. Beyazlatma sonrası renk stabilitesinin sağlanması için dolgu uygulamasının beyazlatma işleminden en az iki hafta sonrasına planlanması yaygın kabul gören klinik protokoldür. Bu bekleme süresi mine dokusundaki rezidüel oksijen radikallerinin uzaklaştırılarak adeziv bağlanma dayanımının optimum seviyeye ulaşmasını sağlar. Halihazırda ağızda mevcut estetik dolgusu bulunan ve beyazlatma yaptırmak isteyen hastalarda ise beyazlatma sonrasında dolguların yeni diş rengine uyum sağlamaması nedeniyle mevcut restorasyonların yenilenmesi gerekebilir.
Malzeme ve Dayanıklılık Açısından İki Dolgu Türü Nasıl Karşılaştırılır?
Amalgam ve kompozit rezin dolguların malzeme özellikleri ve klinik dayanıklılıkları farklı parametreler üzerinden değerlendirilir. Amalgam dolgular basma dayanımı açısından kompozit rezinlere kıyasla üstün performans gösterir ve özellikle yüksek oklüzal kuvvetlere maruz kalan büyük azı dişlerinde bu mekanik avantaj klinik olarak anlamlıdır. Amalgamın yüksek basma dayanımı geniş kavitelerde bile uzun süreli fonksiyonel stabilite sağlamasına olanak tanır ve klinik çalışmalarda arka bölge amalgam dolguların ortalama on iki ila on beş yıl arasında başarılı biçimde hizmet verdiği rapor edilmiştir.
Buna karşın amalgam bükülme dayanımı açısından kompozite göre daha kırılgan bir yapı sergiler ve ince kesitlerde kırılma riski taşır. Kompozit rezinler ise hem basma hem de bükülme kuvvetlerine karşı daha dengeli bir direnç profili sunar. Modern nano hibrit kompozitler geliştirilmiş doldurucu teknolojileri sayesinde arka bölge dişlerde de kabul edilebilir dayanıklılık değerlerine ulaşmış olup klinik çalışmalar bu malzemelerin uygun endikasyonda yedi ila on yıl arasında başarılı performans sergilediğini göstermektedir.
Aşınma direnci açısından bakıldığında amalgam dolgular karşıt dişle temas eden yüzeylerde kompozite göre daha yavaş aşınma eğilimi gösterir. Ancak bu avantaj yalnızca yüksek stresli posterior bölgelerde klinik anlam taşır. Kompozit rezinlerin aşınma direnci son yirmi yılda doldurucu partikül boyutunun küçültülmesi ve doldurucu oranının artırılmasıyla önemli ölçüde geliştirilmiştir. Nano doldurucu içeren kompozitlerde yüzey pürüzlülüğü çok düşük seviyelerde tutulabilmekte ve bu durum hem estetik kalıcılığa hem de plak birikimine karşı dirence olumlu yansımaktadır.
doKenar uyumu açısından kompozit rezinlerin adeziv bağlanma mekanizması başlangıçta mükemmele yakın kenar adaptasyonu sağlar ancak polimerizasyon büzülmesi bu materyalin temel dezavantajlarından birini oluşturur. Işıkla sertleşme sırasında kompozit hacminin yüzde iki ila beş arasında büzülmesi kenar aralığı oluşumuna ve buna bağlı post operatif hassasiyete neden olabilir. Bu sorunu minimize etmek için hekimler oblik katmanlama tekniği uygulayarak her bir tabakadaki büzülme stresini en aza indirmeye çalışır. Amalgam dolguların kenar uyumu başlangıçta kompozit kadar iyi olmasa da zamanla oluşan korozyon ürünlerinin kenar aralığını doldurması bir tür kendiliğinden sızdırmazlık etkisi yaratır.
Estetik Dolgu Uygulaması Ne Kadar Sürer?
Estetik dolgu uygulamasının süresi tedavi edilecek dişin konumuna, kavite boyutuna ve yapılacak katmanlama işleminin karmaşıklığına göre değişkenlik gösterir. Tek yüzeyli küçük bir çürük tedavisinde işlem süresi lokal anestezi dahil yaklaşık yirmi ila otuz dakika arasında tamamlanabilir. Bu süreç içinde çürük dokunun uzaklaştırılması, kavite preparasyonu, asitleme ve bonding ajan uygulaması, kompozitin katmanlar halinde yerleştirilip her katmanın ayrı ayrı ışıkla polimerize edilmesi ve son olarak şekillendirme ile polisaj aşamaları yer alır. İki veya daha fazla yüzeyi içeren geniş kavitelerde ise işlem süresi kırk beş dakikadan bir saate kadar uzayabilir. Özellikle dişin ara yüzey temasının yeniden oluşturulması gereken sınıf II restorasyonlarda matriks bandı ve kama yerleştirilmesi gibi ek aşamalar tedavi süresini artıran faktörlerdir.
Ön bölge estetik dolgu uygulamalarında süreyi belirleyen en kritik değişken renk katmanlama tekniğinin detay düzeyidir. Tek renk kompozitle yapılan basit bir restorasyon görece kısa sürede tamamlanabilirken, doğal diş görünümünü birebir taklit etmeyi hedefleyen ileri düzey katmanlama uygulamalarında hekim opak dentin katmanı, translusent mine katmanı ve yüzey karakterizasyon katmanı gibi birden fazla tabaka kullanır. Bu teknikte her katmanın ayrı ayrı ışıkla sertleştirilmesi ve katmanlar arası renk geçişlerinin kontrol edilmesi gerektiğinden işlem süresi bir ila bir buçuk saate kadar çıkabilir. Aynı seansta birden fazla dişe estetik dolgu uygulanacaksa toplam tedavi süresi buna orantılı olarak uzar ve bazı vakalarda tedavinin birden fazla seansa bölünmesi hem hasta konforu hem de hekimin dikkat ve hassasiyetini sürdürebilmesi açısından tercih edilebilir. İşlem tamamlandıktan sonra dolgulun oklüzyonla uyumu artikülasyon kağıdıyla kontrol edilir ve yüksek temaslar düzeltilerek hastanın rahat bir kapanış elde etmesi sağlanır.
Kaynak:Haber Bülteni


