Elbette insan hayatından değerli hiçbir şey yok ve Uzungöl’de arka arkaya yaşanan hayati kazaların büyüteç altına alınması herkes için önemli.
Fakat dünyaca ünlü turistik merkezin tarihi ve kültürel dokusunun her geçen gün nasıl katledildiği de uluslararası kültür odaklarının dikkatinden kaçmıyor.
90’lı yıllarda tesisleşmesi yeni başlamış olmasına karşın gölü dolma tehlikesi yaşayan belde, Hollanda’dan getirtilen su üstü temizleme tank düzeneği ile kısmen kurtarılmıştı.
Basının da sorunun duyurulması ve çözümün takibiyle uygulanmasında büyük katkısı oldu.
Su yataklarının ve göl zemininin temizlenmesinden sonra tesisleşme hız kazandı ve ne yazık ki iş topraktan kopmaya, duvar örmeye hatta dönme dolap çevirmeye kadar vardı.
Yeşil cennet, yerini adım adım betona bırakıyor.
Eski ahşap yayla evlerinin, huzurun ve el değmemiş ormanların yerini çok katlı betonarme binalar ve devasa otoparklar alırken, kontrolsüz turizm uğruna bu eşsiz destinasyonun nasıl yapay bir havuza dönüştürüldüğü yıllar içinde çekilen karelerle oluşturulmuş kolajla en acı şekilde ortaya konuldu.
Yapay zekaya göre orta vadede çevresel ve yapısal değişimler, betonlaşma ve doygunluk, sosyo-kültürel koruma tedbirleri, turizm bazlı ulaşım, alternatif aktiviteler, doğa turizmine yönelme gibi hayati öncelikler dikkate alınmazsa 10 yıl içerisinde Uzungöl diye bir yer kalmayacak.
Bilim dünyasında da acil ‘Turizm Haritası’ çıkarılıp her isteyen münferit-toplu grubun istediği şekilde beldeye çıkmasının önlenmesi, Uzungöl için Avrupa’daki gibi randevulu sisteme geçilmesi öneriliyor.