Okullardaki şiddetin nedeni ne? Uzmanından kritik tespitler: “Asıl sorun burada başlıyor”

Türkiye genelinde okul güvenliği yeniden gündeme gelirken, İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Psikoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şahin, çocukların yetiştirilmesi ve eğitim ortamlarına ilişkin Haber61’e önemli değerlendirmelerde bulundu.
Okullardaki şiddetin nedeni ne? Uzmanından kritik tespitler: “Asıl sorun burada başlıyor”

İçişleri Bakanlığı koordinasyonunda ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın katılımıyla bugün kapsamlı bir “okul güvenliği” toplantısı gerçekleştirildi. Toplantıda okul güvenliği tüm yönleriyle ele alınırken, hazırlanan protokol kapsamında okul kolluk görevlilerinin görev ve sorumlulukları da yeniden düzenlendi.

Yaşanan gelişmeler, eğitim ortamlarında güvenliğin yanı sıra çocukların gelişim süreçlerine ilişkin önemli soruları da beraberinde getirdi. “Çocuklarımızı nasıl yetiştirmeliyiz?”, “Öğrenci-öğretmen ilişkisi nasıl olmalı?” ve “Medyada yer alan içerikler çocukları nasıl etkiliyor?” gibi sorular, Türkiye’de okul güvenliği başlığı altında kamuoyunda tartışılmaya başlandı.

Tüm bu sorulara ışık tutmak amacıyla, İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Psikoloji Anabilim Dalı Başkanı Mustafa Şahin, konuya ilişkin Haber61’e değerlendirmelerde bulundu.

okullardaki-siddetin-nedeni-ne

 “Asıl sorulması gereken bu sürece nasıl geldiğimiz”

“Son iki gündür yaşanan hadiseleri bizler de yakından takip ediyoruz. Bu olaylar toplumda ciddi bir tedirginlik oluşturdu. Aileler, anne babalar ve çocuklar endişe içerisinde. Ancak bu noktada asıl sorulması gereken, bu sürece nasıl geldiğimizdir. Geçmişte merhametli bireyler yetiştirmeyi önceleyen bir anlayış varken, bugün akademik başarının ön planda tutulduğu bir yaklaşım görüyoruz. Oysa sağlıklı bir toplum için anne baba ile çocuk arasında güçlü ve dengeli bir ilişki kurulması gerekiyor.

“Çocuk yetiştirme süreci artık tamamen değişti”

Günümüzde çocuk yetiştirme süreci büyük ölçüde değişti; sosyal medya ve dijital dünya bu süreci doğrudan etkiliyor ve sorunlar her geçen gün daha da derinleşiyor. Daha önce yurt dışında gördüğümüz olayların artık ülkemizde de yaşanıyor olması bu değişimin bir sonucu. Bu durum hepimizi üzüyor ancak artık bu gerçeklikle yüzleşmek zorundayız.

okullardaki-siddetin-nedeni-ne

“Çocuklar çok erken yaşta her içeriğe ulaşabiliyor”

Özellikle sosyal medyanın etkisiyle çocuklar çok erken yaşta her türlü içeriğe ulaşabiliyor. Aileden uzaklaşan ve duygusal anlamda yeterince desteklenmeyen çocuklarda şiddet eğilimlerinin daha sık görüldüğünü söyleyebiliriz. Bu noktada ailelere önemli sorumluluklar düşüyor. Uzun yıllara yayılan bilimsel çalışmalar, çocuklara erken yaşta akıllı telefon verilmemesi gerektiğini açıkça ortaya koyuyor. Önemli bir bilimsel makale dergisinde çocuklara 14 yaşın sonuna kadar telefon verilmemesi ve lise döneminde de akıllı olmayan telefon kullanılması gerektiğini belirtiyor. Buna rağmen bugün bebek yaşta çocukların bile ekranla tanıştırıldığını görüyoruz. Bu durum, çocuk gelişimi açısından ciddi riskler barındırıyor.

“Öğretmenlere duyulan saygı azaldı”

Sorunun önemli bir boyutu da aile yapısındaki değişimdir. Geçmişle kıyaslandığında öğretmenlere duyulan saygının azaldığını görüyoruz. Oysa öğretmen, toplumun temel yapı taşlarından biridir. Bugün öğretmenin toplumdaki saygınlığı zedelendiği için bu durum öğrencilerin ve velilerin tutumlarına da yansıyor. Anne babanın öğretmene karşı sergilediği olumsuz davranışlar, çocuklar tarafından model alınmakta ve aynı davranışlar okul ortamına taşınmaktadır.

“Öğretmenin saygınlığı arttıkça etkisi de güçlenir”

Toplumsal olarak öğretmenin değerini yeniden yükseltmemiz gerekiyor. Çünkü öğretmenin toplumdaki saygınlığı arttıkça, öğrenciler üzerindeki etkisi de güçlenecektir. Aksi halde eğitim ortamında disiplin ve saygı kültürünü sağlamak giderek zorlaşır.

“Şiddet içerikleri gençler için model oluşturuyor”

Medyanın etkisi de göz ardı edilmemelidir. Günümüzde şiddet ve suç temalı içeriklerin yoğunluğu, özellikle ergenlik dönemindeki bireyler için güçlü bir model oluşturuyor. Kendini değersiz hisseden gençler, bu içeriklerden etkilenerek kendilerini ifade etme yolunu yanlış davranışlarda arayabiliyor.

“Ergenlikte kimlik arayışı belirleyici oluyor”

Bu tür olaylara karışan bireylerin çoğunlukla ergenlik döneminde olduğunu görüyoruz. Bu dönem, kimlik arayışının yoğun yaşandığı bir süreçtir. Sosyal modelleme bu noktada belirleyici oluyor. Gençler, çevrelerinden ve medyadan gördükleri davranışları taklit ederek kendilerini var etmeye çalışabiliyor.

okullardaki-siddetin-nedeni-ne

“Akran zorbalığı basit bir çatışma değil”

Okullarda yaşanan akran zorbalığı da bu sürecin önemli bir parçasıdır. Bu durum, basit bir çatışma değil; güçlünün zayıfı ezdiği bir yapı olarak karşımıza çıkıyor. Bu nedenle sadece bireysel değil, kurumsal ve toplumsal düzeyde de çözüm üretilmesi gerekiyor.

“Bu mesele çok boyutlu ele alınmalı”

Sonuç olarak yaşanan olayları yalnızca bireysel bir sorun olarak görmek doğru değildir. Bu durum; aile yapısı, toplumsal değerler, medya etkisi ve eğitim sistemiyle birlikte değerlendirilmesi gereken çok boyutlu bir meseledir.”

“Jenerasyon farkı tek başına açıklayıcı değil”

“Arada ciddi bir jenerasyon farkı ve çatışma olduğu görülüyor ancak bunu yalnızca teknolojiye ya da çağın değişimine bağlamak doğru olmaz. Burada asıl mesele, aile içi iletişim biçimi ve rol model etkisi ile ilgilidir. Çünkü çocuklar söyleneni değil, gördüğünü öğrenir. Bu nedenle önce anne babanın kendi arasındaki iletişimine bakmak gerekir. Eğer çocuk evde saygılı, anlayışlı ve çözüm odaklı bir iletişime tanık oluyorsa bunu doğal olarak model alır; ancak çatışmanın, kopukluğun ya da ilgisizliğin hâkim olduğu bir ortamda büyüyorsa, bu durum çocuğun davranışlarına doğrudan yansır.

“Çocuklar gördüğünü model alır”

Bu noktada sadece anne babanın çocukla kurduğu ilişki değil, ebeveynin sosyal çevresiyle kurduğu iletişim de belirleyicidir. Anne babanın kendi ailesiyle, çevresiyle ve okul yönetimiyle kurduğu iletişim biçimi de çocuk için bir model oluşturur. Çocuk tüm bu ilişkileri gözlemler, içselleştirir ve kendi davranışlarına yansıtır.

“Aile içi iletişim ve geçirilen zaman belirleyici”

Ebeveynlerin bu süreçte kendilerine bazı temel soruları sorması gerekir: Birlikte ne kadar vakit geçiriyoruz, bu zamanı ne kadar nitelikli kullanıyoruz ve birbirimizi gerçekten dinliyor muyuz? Özellikle aile içi kaliteli zaman ve ortak paylaşımlar, çocuk açısından güven duygusunun oluşmasında kritik bir rol oynar. Basit gibi görünen ortak yemek saatleri ya da birlikte geçirilen zamanlar, çocukla kurulan bağın güçlenmesini sağlar.

“Önce ebeveyn kendi davranışını gözden geçirmeli”

Dolayısıyla çocukla sağlıklı iletişim kurmanın yolu, önce ebeveynin kendi davranışlarını gözden geçirmesinden geçer. Çocuğu değiştirmeye çalışmadan önce ebeveynin bir model olduğunu kabul etmesi gerekir.

“Değer temelli ebeveynlik öne çıkıyor”

Ebeveynlere somut öneriler noktasında ise hayata anlam yükleme ve değer temelli ebeveynlik öne çıkmaktadır. Bireyin ‘Ben neden varım, amacım ne?’ gibi sorulara cevap araması, hem kendi davranışlarını daha bilinçli yönetmesini sağlar hem de çocuğuna daha güçlü bir rehberlik sunar. Kendi değerlerini bilen, tutarlı davranan ve bunu yaşamıyla gösteren ebeveynler, çocuklarına sözle değil davranışlarıyla yön verir. Zaten en etkili eğitim de budur.”

HABERE YORUM KAT
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan Trabzon Haber ve diğer kategorilerdeki haberlerdeki yorumlar onaylanmamaktadır.