"Denizler milletin malı." Yazdık. Söyledik. Vatndaşta hak verdi... Zaten olması gereken de buydu. Kimse denizi birkaç kişinin kullanımına bırakamaz. Vatandaş elbette denize girecek, çocuk da girecek, yaşlı da, aileler de... Buna kimsenin itirazı olamaz.
Ama işin başka bir tarafı var. Hem de artık görmezden gelinemeyecek kadar ciddi.
Çünkü mesele sadece "Denize girmek serbest olsun." meselesi değil. Asıl mesele, insanların güvenli bir şekilde denize girebilmesi.
Bugün ölçülen deniz suyunda mikrop çıkıyor. Sahillerin bazı noktalarında kirlilik gözle görülüyor. Jet skiler kıyıya metreler kala hız yapıyor, yüzen insanlarla aynı alanda gösteri yapıyor. Denetim yetersiz. Derin bölgeler gerektiği gibi işaretlenmiyor, riskli alanlar yeterince sınırlandırılmıyor. Fırtınalı günler dışında ise sanki Karadeniz'in her noktası güvenliymiş gibi bir anlayış oluşmuş durumda. Oysa gerçek hiç de öyle değil.
Karadeniz, hata affetmeyen bir deniz. Bunu en iyi de bu şehir biliyor.
Örneğin Söğütlü... Elimizdeki görüntüler yeni.. (Yüzler yasal zorunluluk gereği görünmüyor.) Görüntülere baktığınızda sahildeki düzensizliği de görüyorsunuz, alınmayan önlemleri de...
Üstelik tehlike sadece kıyıda yaşanmıyor. Karadeniz'in açıklarında günlerce bekleyen kirli yük gemileri var. Bir tarafta savaşın gölgesi, diğer tarafta Ukrayna-Rusya hattından zaman zaman denize sürüklenen insansız savaş araçları... Bütün bunlar artık uzak ihtimaller değil. Aynı denizin içinde, aynı kıyının karşısında yaşanan gerçekler.
Kimseyi korkutmanın peşinde değiliz. Ama "Bir şey olmaz." anlayışıyla da bu iş yürümüyor. Bugün alınmayan her tedbir, yarın telafisi olmayan sonuçlar doğurabilir.
Denizler milletindir. Evet... Ama güvenliği sağlamak da kamunun görevidir. Denetim yapılmalı, riskli alanlar belirlenmeli, jet skiler kontrol altına alınmalı, su kalitesi sürekli izlenmeli. Çünkü mesele artık sadece denize girmek değil, insan hayatını koruyabilmek.
Karadeniz özgür kalsın... Ama sahipsiz kalmasın.