Mutlaka sizlerin de dikkatini çekmiştir. Akşam saatlerinde kamu binalarının önünden geçerken içeride lambaların hâlâ yandığına tanıklık etmişsinizdir.
Hatta mesai saati bitmiş, içeride kimse kalmamış olmasına rağmen birkaç odanın değil, bazen neredeyse bütün binanın ışıklarının açık olduğunu görürsünüz.
İnsan ister istemez soruyor: Bu nasıl bir israf anlayışıdır?
Kendi evinizde odadan çıktığınızda ışığı sabaha kadar açık bırakıyor musunuz? Bırakmazsınız. Çünkü faturayı siz ödüyorsunuz.
Ama söz konusu devletin, yani hepimizin parası olunca aynı hassasiyet neden gösterilmiyor?

Elbette kamu binalarında güvenlik nedeniyle bazı ışıkların açık olması gerekebilir. Ancak kullanılmayan odaların, koridorların ve katların saatlerce aydınlatılmasının izahı kolay değil.
Üstelik bu binalarda gece güvenlik görevlileri bulunuyor. Bina içerisinde dolaşan görevlilerin boş alanlardaki ışıkları kapatması çok mu zor?
Devletin tasarruf politikaları konuşulurken, işe belki de en basit yerden başlamak gerekiyor.
Kullanılmayan odanın ışığını kapatmak.
Hatta artık uyarılarla, hatırlatmalarla bu işin çözülemediği düşünülüyorsa, sorumluluk mekanizması da tartışılmalı. Kamu kaynaklarının bilinçsiz kullanımının bir karşılığı olmalı.
Çünkü burada harcanan elektrik parası, birilerinin cebinden değil, hepimizin ödediği vergilerden çıkıyor.
Kendi evimizde gösterdiğimiz tasarruf hassasiyetini kamu malında da göstermek zorundayız.
Devletin malı, sahipsiz mal değildir.