banner192

Bahçeli'den müzakerelere tepki

 MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, çözüm sürecinde terör örgütüyle yürütülen müzakerelerden rahatsız ve şikayetçi olduklarını belirterek, "Başbakan’a sesleniyorum; aldığınız oya bakıp, 'Türkiye’nin tamamıyız' deyip duruyorsunuz. Dikkat edin, bir milletin

Bahçeli'den müzakerelere tepki

 MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, çözüm sürecinde terör örgütüyle yürütülen müzakerelerden rahatsız ve şikayetçi olduklarını belirterek, "Başbakan’a sesleniyorum; aldığınız oya bakıp, 'Türkiye’nin tamamıyız' deyip duruyorsunuz. Dikkat edin, bir milletin tarihinde, medeniyet meselesinin oy toplayarak halledildiği görülmemiştir. Bir milletin varlık ve hayat haklarının sandık yoluyla kazanıldığı da vaki değildir" dedi.
 
Bahçeli, TBMM Genel Kurulu'nda 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Tasarısı'nın tümü üzerindeki görüşmelerde MHP Grubu adına yaptığı konuşmada, hükümetin ekonomi politikalarını ve çözüm sürecini eleştirdi. 
 
AK Parti hükümetlerinin önceki bütçeleri ve 2015 bütçesindeki sosyal ve ekonomik hedeflerin umut vaat etmediğini savunan Bahçeli, yüzleri güldürecek tedbir geliştirilemediğini ifade etti. Bahçeli, "Dar ve orta gelirli vatandaşlarımıza kömür ve makarna dağıtmayı marifet sayan iktidar zihniyeti, sıra kendi yakın ve yandaş cephesine gelince aslan payını hiç gocunmadan, hiç yüksünmeden peşkeş çekmiştir" diye konuştu. 
 
Sosyal doku ve ekonomik yapıyı kemiren ana sorunun artan eşitsizlik olduğunun altını çizen Bahçeli, "Çok yiyen, çok tüketen, çok kazananla hiç yemeyen, hiç tüketmeyen aynı toplumun fertleridir ve ateşle barut gibi yan yanadır. Bu vicdansız dağılım ve dengesizlik ne inançlarımızla ne de insanlığımızla bağdaşmaktadır" dedi.
 
 
 
- "Gelir dağılımındaki uçurum zehirli hançer gibi"
 
 
 
Bahçeli, orta sınıfın ekonomik açmazlardan dolayı küçüldüğünü belirterek, şunları söyledi: 
 
"Hazmedilmesi çok zor olacak bu sorun, Türkiye'nin alttan alta kabaran dip dalgasıdır. Eşitsizlik ve adaletsizlikle mücadelede üst gelir dilimini dizginlemek, orta kesimi güçlendirmek, alt toplumsal tabakaya yardım etmek esas olmalıdır. Bugün Türkiye'de üretim zaaf geçirdiğinden, meşru ve doğal yollardan zenginliğin yeşermesi imkan dışıdır. Zenginleşen, köşeyi dönen, küpünü dolduranların ise nasıl bu duruma geldiklerini görmek için 17-25 Aralık'ta deşifre olan rezalete bakmak yeterlidir. Uluslararası Şeffaflık Örgütü'nün 2014 Yolsuzluk Algı Endeksinde en fazla puan kaybeden Türkiye, 11 basamak düşerek 175 ülke arasıda 64. sıraya inmiştir. Demek ki darbe sözleri tutmamış, paralel tezlerine aldırış edilmemiştir.
 
Gelir dağılımındaki uçurum milli kimliğimiz, milli birliğimiz, milli varlığımız üzerinde zehirli hançer gibi sallanmaktadır. Türk milletinin milli reflekslerini aşındıran en önemli iki faktörden birisi yolsuzluk, diğeri hükümet ve bölücü çevrelerin birlikte organize ettiği algı operasyonlarıdır. Siyasi ve ekonomik gelgit ruhsal ve duygusal kopuşları daha da tetikleyecek, milli hisler şiddetli bir kırılma ve kanama geçirecektir. Bu gidişle Türkiye'nin mevcut hal ve özeti mumla aranacaktır."
 
 
 
- "Bütçe müsrifliğin finansmanı için planlanmış"
 
 
 
Bahçeli, ne kadar iyi bütçe yapılırsa yapılsın, ne denli parlak hedefler koyulursa koyulsun huzur ve sükunet irtifa kaybediyorsa, beka ve birlikte yaşama iradesi risklerle boğuşuyorsa süslü sözlerin anlamı olmadığını ifade ederek, "Bir yanda Ermenekli Recep lastik ayakkabı giyerken, diğer yanda kutulara, saraylara, uçaklara, lükse ve israfa oluk oluk kaynak akıtılıyorsa, bütçenin küçük bir azınlık dışında hiçbir vatan evladına hayrı dokunmayacaktır" dedi. 
 
"Tencerede pişirip kapağında yiyen milyonların hakkına herkesin riayet etmesi" gerektiğini ifade eden Bahçeli, "Sayıları 5,5 milyonu aşan işsizler ordusuna, işsiz kalan her dört gencimizden birisinin hüznüne hangi mazeretleri uyduracağız? Kusura bakmayın, bin 150 küsur odalı kaçak ve karanlık sarayla uğraşıyorduk, altın varaklı bardakları, paha biçilmez halıları seçiyorduk; size gelesiye akşam mı oldu diyeceğiz?" diye konuştu. 
 
Vatandaşların perişanlığının rakam ve hesap oyunlarıyla örtbas edildiğini dile getiren Bahçeli, "Bütçenin millet menfaatinden ziyade imtiyazlı çevrelerin, sultanlık hasreti çeken yeni yetme despotların emir ve kullanımına sunulması haksızlıktır, zulümdür. Yalanı meslek edinmiş, tepeden tırnağa yalana batmış bir iktidarın en büyük kabusu doğruların ifşası ve haykırılmasıdır" dedi. 
 
Bahçeli, 2015 bütçesinin, müsrifliğin finansmanı için planlandığını öne sürerek, "Bütçe havuzculara açık, vatandaşlarımıza kapalıdır. Bütçe denizlere durmadan gemi indirenlere davetkar, mağdur ve mazlumlara uzaktır. Bütçe ranta, faize, sömürüye, çaresizliğe, soyguna ikram, geçim ve maişet teminine yabancıdır" diye konuştu.
 
 
 
- "İnsanları birbirine düşürmenin sonu ve saygınlığı yok" 
 
 
 
Devlet Bahçeli, siyasetin toplumsal bölünmüşlüğü, fikri çatışmayı en aza indirmeyi, minimum seviyelere çekmeyi amaçlaması gerektiğini dile getirdi. 
 
Siyasette nezaket yerine hakaret, vizyon yerine hamaset, belagat yerine belahat, birlik yerine bölücü dil egemen oldukça işbirliği dinamiklerinin belini doğrultamayacağını, etkinlik kuramayacağını belirten Bahçeli, kutuplaşmaya teslim olmuş bir siyaset anlayışının millet yararına değer üretmesinin hayal olduğunu kaydetti.
 
Fikirsiz siyasetin kavgadan başka geçim kapısı olmadığını dile getiren Bahçeli, şöyle konuştu:
 
"Kalbi ve zihniyeti tel örgülerle çevrili siyaset üslubunun siyaseti yalnızca sandığa, yalnızca kendi aldığı oy oranına sıkıştırması ilkel bir yavanlıktır. Siyaseti insanlık durumunun kalıcı bir parçası olarak kabul edeceksek, ki doğrusu budur, sanal ihtilafları körüklemesine engel olmak zorundayız. Körleşen ve kangrenleşen söylemlerle düşmanlık üretmenin, insanları birbirine düşürmenin sonu ve saygınlığı olmadığı gibi; bunun da dehşet verici gelişmelere hız vereceğini görmek durumundayız. Bekasını kutuplaşmaya bağlayan her iktidar kaybetmeye mahkumdur. Zekaya sınır çizilemeyeceği doğrudur ama ihtiraslara gem vurulmazsa, ihanet ve inkarlara engel olunmazsa doğacak fecir aydınlığın değil, kavurucu ve feci bir ateşin hükmünü hepimize, 77 milyona tebliğ edecektir. Türkiye’nin geniş bir ‘oh olsun’ ile derin bir ‘eyvahlar olsun’ arasına sıkışmasına fiil ve eylemleriyle sebep olan herkes bu ateşe odun taşımaktadır." 
 
 
 
- "Sorun terörse çözüm mücadele azmi"
 
 
 
Çözüm sürecini eleştiren Bahçeli, "çözüm" diyenlerle "çözülme" diyenlerin karşılıklı mevzilendiğini ifade etti. 
 
İktidar ve bölücü çevrelerin Türkiye'nin dibe sürüklendiğini görmekten aciz olduğunu savunan Bahçeli, çözüm kavramının "Alaaddin'in Sihirli Lambası’ndan ovula ovula çıkarılmış" gibi sunulduğunu, neredeyse ilahi emir gibi gösterildiğini söyledi.
 
Sorun ve çözümün ne olduğunu soran Bahçeli, şöyle devam etti: 
 
"Sorun terör ise çözümü tam saha pres, teröristlere soluk aldırmamak, hainlerin kökünü kurutacak mücadele azmini sergilemektir. Kan dökmek için silah başında bekleyen mihraklarla önce sorun seansları düzenleyip, sonra da sözde çözüm sofrasına oturmak zillettir, hezimettir. Marjinal ve marazi gruplarla masaya kurulup pazarlıklarla devlet ve millete kumpas kurmak, milli birlik ve beraberliğimizi dinamitlemek en hafif tabirle ihanet değil de nedir? Biz, terörden jest bekleyerek, medet umarak hiçbir meselenin çözülmeyeceğini, teröristlerle müzakere edilerek hiçbir neticenin alınamayacağını defalarca söyledik. Hamd olsun milli hafızamızı kaybederek, mankurtlaşanlardan olmadık. Geçmişte ne zaman sorun izahları yapılsa, ne zaman çözüm sloganları atılsa ya insanımızdan ya da toprağımızdan olduk." 
 
Bahçeli, Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılma sürecinden örnekler vererek, sözlerini şöyle sürdürdü: 
 
"Şimdi bu tarihi hakikatleri unutalım da sorun ve çözüm akıntısına biz de mi kapılalım? Bir asır sonra, bu sıralarda oturacak gelecek neslin temsilcilerine bölünmüş, parça parça kopmuş, yerleşim yeri isimleri değiştirilmiş, eğer adına devlet, eğer adına millet denirse bir miras mı bırakalım? Kendi ismiyle değil de Manisa’nın isminin dahi değişmesini öneren şahsiyetlerle nereye gideceğiz? 
 
Sorun ve çözüm makasına alınmış Türk milletine, böylesi karanlık bir yola, böylesi meçhul bir güzergaha, sürekli uyardığımız bir felakete iterseniz bunu tarihe nasıl anlatacaksınız? Bunun vebalini nasıl üstleneceksiniz? Bunun hesabını iki cihanda nasıl vereceksiniz? Hayır; asla, kat’a bunu kabullenemeyiz, bu iflasa razı olmayız. Tarihin tekerrür etmesine göz göre göre onay veremeyiz.
 
Kimse boşu boşuna hayale kapılmasın, Türk milleti bu tezgaha düşmeyecektir. Mezhebi, kökeni, yöresi ne olursa olsun, hiçbir kardeşim çözülmeyi benimsemeyecektir. Şehit ve gazilerimiz emin olsun, Türkiye ilelebet payidar kalacaktır. Niyet sahiplerini bir kez daha ikaz ediyorum; Milliyetçi Hareket Partisi ve milyonlarca Türkiye sevdalısı, şanlı bayrağımıza, şehit yadigarı aziz vatanımıza, yaşanmış asırların tanığı asil Türk milletine yan gözle, çatık kaşla bakanların tam karşısındadır. 
 
Kamu düzenini idrak edememiş vesayet altındaki Başbakan’a sesleniyorum, aldığınız oya bakıp, 'Türkiye’nin tamamıyız' deyip duruyorsunuz. Dikkat edin, bir milletin tarihinde, medeniyet meselesinin oy toplayarak halledildiği görülmemiştir. Bir milletin varlık ve hayat haklarının sandık yoluyla kazanıldığı da vaki değildir. Düzmece bir demokrasi anlayışını sığınak yaparak millete ve devlete çelme takılmasına dün sessiz kalmadık, bugün de kalmayacağız. Kars’tan Edirne’ye, Hakkari’den Manisa’ya, Şırnak’tan İzmir’e, Rize’den Antalya’ya kadar bu kutlu vatanda yaşayan bütün kardeşlerim hesaplarınızı boşa çıkartır, hevesleriniz kursaklarınızda bırakır.
 
Türkiye Cumhuriyeti tek millet, tek devlet, tek vatan, tek bayrak, tek dil esasına dayanan, milli ve üniter yapıda teşekkül eden kurtuluş mücadelemizin ulvi bir emanetidir. Bu emanet ne pahasına olursa olsun, hangi zorluklar çıkarsa çıksın korunacaktır. Devletimiz evrensel değil, tarihsel bir olgu olup yapaylıklar üzerine inşa edilip farklılıkları teşvik etmek için örgütlenmiş ısmarlama bir organizasyon olmamıştır. Millet kaderine yine sahip çıkacak, istikbaline ve istiklaline yine leke sürdürmeyecektir. Vatanımız, birbiri ile müşterek oluşturamayacak kadar farklı insanların kafesler arkasında, birbirleriyle zorla ve temassız yaşadıkları toprak parçası değildir."
 
 
 
- "Kaçınılmaz karşılaşma vuku bulursa?"
 
 
 
Birlikte yaşamanın zorbalık, zulüm, eritme veya yok etmeyle sağlanamayacağını da vurgulayan Bahçeli, "Fakat şu sorumuzun cevabı mutlaka verilmelidir. Aldıkça iştahı kabaran ve adım adım emellerine yaklaşan bölücülüğün duracağı yer neresi olacak, hükümetin direnci nerede ortaya çıkacaktır? Tenakuz deryasında yüzen Başbakan nereye kadar hareketsiz kalacak, hangi eşiğe kadar bölücü güruhun tehditlerine boyun eğecektir?" dedi. 
 
Bahçeli, Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun "Çözülme sürecinden çok rahatsız olan var" diyerek siyasi iz sürücülüğü yaptığını, öznesi gizli uyarılarda bulunduğunu ifade ederek, "Başka yerlerde sorumlu aramasına gerek yoktur. Evet, biz çözülmeden de Kandil ve İmralı’yı kapsamına alan rezil müzakerelerden de oldukça rahatsız ve şikayetçiyiz. Mücadeleden mütareke ve müzakereye kıvrılan korkaklık ve teslimiyetçilikten kaygılıyız" diye konuştu.
 
"Siyasi bölücülerin" iç güvenlik paketine karşı kıyamet kopartmaktan bahsettiğini ve sokak diliyle tahrik kampanyası sürdürdüğünü anlatan Bahçeli, bunun anayasal suç olduğunu söyledi. 
 
Kamu düzeninin yerlerde süründüğünü savunan Bahçeli, konuşmasını şöyle tamamladı:
 
"Süreç ihanetinin PKK’yı serbest bıraktığı, güvenceye aldığı aşikardır. Artık ihanet saklanmıyor, maske takarak duvar diplerinde, dağ kovuklarında gezme ihtiyacı duymuyor. Türkiye eriyor, millet tahrip ediliyor, vatan tartışılıyor, bugün ve geçmişteki hainler baş tacı yapılıyor, hala 'durmak yok, yola devam' mı diyeceksiniz? Devamsa bu nereye kadardır? Tamamsa bu ne zamandır? Hain taleplerin yoğunluğu aşırı yüklemeye yol açıp sistemin cevap verme kapasitesini zorlayacak ve bir noktadan sonra sıcak bakılan istekler karşılanmazsa devlet kendi kendini idame ettiremez hale gelecektir. Buna tarihin her devrinde çöküş denmiştir.
 
13 Kasım 2009 tarihinde bu kürsüden sormuştum, yine tekrarlıyorum. Kesinlikle vermek istemeyenlerle, ısrarla almak isteyenler arasındaki engeller zayıfladığında, mesafeler kısaldığında, taraflar görüş menziline girdiğinde ortaya çıkabilecek gelişmeler hakkında aranızda bir fikri olan veya öngörü geliştiren var mıdır? Kısaca, bölmek isteyenlerle, böldürmem diyenlerin kaçınılmaz karşılaşması vuku bulursa, nelerin olacağını burada bulunan saygıdeğer milletvekilleri hiç düşünmüşler midir?" 

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.